Kanola yağı hakkında yanlış bilinenler

kanola11

Kanola yağı hakkında 2 farklı görüş savunulmaktadır. Her 2 fikride anladıktan sonra kullanıp kullanmamanız sizin tercihiniz.

Kanola yağını desteklemeyen yorumlar: Kanola yağı, kolza bitkisinin genetiği değiştirilmesi sonucu elde edildiğinden büyük zararlarının olabileceği savunuluyor. Hatta genetiği değiştirilmiş gıdalar üzerinde yapılan çalışmalar sonucunda bu tarz besinler ile beslenen canlılarda büyük problemler oluştuğu gözleniyor. Dünyanın birçok ülkesinde genetiği değiştirilmiş gıdaların üretimi ve satışı yasaklanmış durumda. Etkileri hemen görülmesede yıllar geçtikten sonra çok ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Aslında ülkemiz yağ konusunda bu kadar zenginken kanola yağına yönelmek çokta mantıklı gelmiyor.

Kanola yağını destekleyen yorumlar:

Konola yağı ilk olarak Kanada’da üretilemeye başlandı ve daha sonra avantajlarının öğrenilmesiyle beraber diğer ülkelerde bu yağın üretimine başlamaya karar verdiler.

Konola yağı hakkında birçok insan yanlış bilgi ediniyor. Bu yanlış bilgilerin başında konola yağının tüketimi sunucunda; kalp hastalıkları, amfizem solunum sıkıntıları, kansızlık, kabızlık, aşırı duyarlılık, körlük, böbrek üstü ve tiroid bezlerinin yağlı dejenerasyonu gibi birçok ciddi rahatsızlığın görülebileceği düşünülüyor. Bu tür düşüncelerin nedeni konola yağının hammaddesi olan kolza bitkisinden kaynaklanmaktadır. Eskilere bakıldığında kolza bitkisinden elde edilen konola yağının makinelerde kullanıldığı görülüyor. Bu yağ içersindeki erosik asit oranının çok yüksek düzeylerde oluşu yukarıdaki rahatsızlıkların meydana gelmesinde birinci faktördür. Fakat şuanda marketlerde satılan konola yağları, kolza bitkisinin hibritleme yoluyla erosik asit oranının elemine edildiği bitkilerden elde edilen yağlardır. Yani kolza bitkisi olumsuz etkileri(erosik asit) ortadan kaldırılarak insanların tüketebileceği sağlıklı bir ürüne dönüştürülmüştür. Şuanda satışa sunulan konola yağlarındaki erosik asit oranı %40 tan %0.1 oranlarına kadar düşürülmüştür. Böyle düşük bir oran insan sağlığını tehdit edebilecek bir düzeyde değildir.

Konola yağındaki doymuş yağ oranına bakıldığında oranın %7 civarında olduğu görülüyor. Bu oran zeytinyağında %15, ayçiçeği yağında ise %12 olduğu tespit edilmiştir. Konola yağının böylesine düşük doymuş yağ oranına sahip olması ve omega-3 yağ asiti içermesi insan sağlığını olumlu yönde etkiliyor. Konola yağı doymamış yağ oranı konusunda zeytin yağından hemen sonra gelişi ise konola yağının, zeytin yağına bir alternatif olarak görülmesine neden oluyor. Tekli doymamış yağ oranı zeytinyağında %73, konola yağında ise %63 civarındadır. Konola yağının yüksek oranda tekli doymamış yağ oranı içermesi bu yağın kandaki kötü kolesterolü(LDL) engellemesini sağlamaktadır.
Konola yağının kısa sürede çok fazla tutulmasının nedenlerinden biride ayçiçek yağına göre daha yüksek ısıya dayanıklı oluşudur. Bu özelliği konola yağını kızartma işlemlerinde kullanılmasını sağlamakta ve kızartma sonrası yağdaki olumsuz tat değişikliklerini engellemektedir.

Kanola yağını tüketip tüketmemek sizin elinizde, genetiği değiştirilmiş gıdaların tüketilmesine büyük tepkiler devam ediyor. Bu durumda kanola yağ yerine zeytinyağı veya ayçiçek yağı tüketilmesinde yarar var.

“Kanola yağı hakkında yanlış bilinenler” başlığına 11 yorum yapıldı.

  • Emre Yılmaz yazdı. 11 Şubat, 2009, 1:32

    Konola yağı o kadar eski olmamasına rağmen insanların ilgisini çekmeyi başardı bence. Dediğiniz gibi özellikle kızartma işlemlerinde gayet başarılı.Yağın kızarması sonucu oluşan kötü tat gıdaya geçmiyor.

  • Müge Topçu yazdı. 12 Şubat, 2009, 14:23

    Kanola yağı hakkında bilinen yalan yanlış bilgileri düzeltmek adına güzel bir makale olmuş.Teşekkürler.

  • Caner Eren yazdı. 15 Temmuz, 2009, 18:33

    “Bu yağ içersindeki erosik asit oranının çok yüksek düzeylerde oluşu yukarıdaki rahatsızlıkların meydana gelmesinde birinci faktördür.Fakat kolza bitkisinin hibritleme yoluyla erosik asit oranının elemine edilmiştir” derken bu bitkinin GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) olduğu anlamına mı geliyor? Teşekkürler.

  • Emrah Kaya yazdı. 16 Temmuz, 2009, 22:05

    Merhaba Caner Bey,
    Evet genetiği değiştirilmiş anlamına geliyor. Okumuş olduğunuz yadıda kanola yağının olumlu yönlerinden bahsedilmiş olsada genetiği değiştilmiş gıdaların büyük olumsuz yönlerinide savunanlarda bulunmakta. Hala tartışılan bir konu olmasına rağmen birçok gelişmiş ülkede genetiği değiştirilmiş organizmaların üretilmesi yasaklanmış durumda.

  • servet yazdı. 18 Temmuz, 2009, 14:52

    kanola yağı ile ilgili internette arama yaptığımda kansorojen özelliğe sahipte deniyor. Bu arada birçoğunda da sağlıklı deniyor. Söylermisiniz tüketici olarak ne yapmamız gerekiyor. Yiyelim mi yemiyelim mi anlayamadım. bir cevap vermeniz mümkün mü ?

  • Zeynep Güven yazdı. 19 Temmuz, 2009, 16:46

    Merhaba Servet Bey,
    GDO ların insan sağlığı açısından zararsız oldukları kanıtlanıncaya kadar ben kullanmayı düşünmüyorum. Tabiki bu benim görüşüm.

  • MUSA yazdı. 23 Temmuz, 2009, 13:44

    arkadaşlar piyasadaki yağların hemen hemen hepsinde insan sağlığı için zararlı olan katkı maddeleri içermektetedir bundan dolayı ister kanola yağı tüketin ister tüketmeyin zarar göreceksiniz. siz en iyisi kanalo tüketinki sermayemiz dışarı gitmesin olmazmı zeynep hanım

  • tj yazdı. 21 Eylül, 2009, 13:14

    Yapilan deneylerde beyinde buzusmeye yol aciyor ve insallarin dahada aptalca davranmalari onundeki sebeplere yol haritasi gorevini ustleniyor.

  • derya yazdı. 22 Eylül, 2009, 1:01

    orkide kanola yağını aldım internetten araştırdım kullanıp kullanmamakta kararsızım ne yapmalıyım

  • nurettin uzun yazdı. 21 Ekim, 2009, 10:46

    erosik asitin elemine edilmesi zannediyorum gdo değişimi ile yapılmıştır.tohum kanunları sayesinde artık çiftçimiz dışarıdan tohum temin ediyor.dışardan gelen bir çok tohumlar da maalesef gdo su değişmiş tohumlar.ülkemizde yerli tohumculuk gelişmeli,çiftçilerimiz eskiden olduğu gibi kendi ürünlerinin tohumlarını kullanmalıdır.mısır,ayçiçek.zeytin…v.s. bizim ülkemizde bol mikterda yetişebiliyor.bunları kendi doğal tohumlarımızla üretsek yine paramız ülkemizde kalmış olur.bu üretimleri yaparken de en önemlisi gdo dan kaçarken ürün ün fazla olması için çiftçilerimizin bilinçsizce kimyasal gübre kullanmasının da önlenmesi gerekiyor.organik tarıma geçmek zorundayız.güneydoğuda bir vatandaşımız cudi dağının eteklerine kendi imkanları ile büyük bir sera kurmuş ve bu alanlardaki toprağın istenirse tarıma elverişli hale getirileceğini ve organik tarım yapılacağını göstermiştir.sanayicilerimiz,iş adamlarımız bu tarz girişimleri desteklemeli ve kendi ülkemizin topraklarını doğal olarak organik tarımla biz işlemeliyiz.

  • Fatih Alkan yazdı. 17 Şubat, 2010, 23:03

    Bu kadar olumlu görüş var da peki şuna nasıl bir cevap verilecek? Kanola yağının insanın kanının plt değerlerini ne kadar düşürdüğü yönüdeki araştırmaları ve kan özelliklerini tamamen bozduğunu kim yalanlayacak? Yoksa bu site monsanto ve syngenta destekli bir yapı mı içeriyor? sorularıma cevaplarınızı ve yorumlarınızı bekliyorum.

    Teşekkür ederim.

Yorum yapabilirsiniz.

REKLAM


Diğer Başlıklar


roportaj
e pazarlamaİşte pazarlama böyle yapılır!

CESA Çiğ köfte’nin pazarlama ve reklam stratejisi diğer firmalardan biraz farklı. Her firmanın yaptığı gibi CESA Çiğ Köfte’de Tv, radyo ve gazetelerde kendi tanıtımlarını yapıyor. Buraya kadar herşey normal, çünkü bu mecralar klasik yöntemlerin dışına çıkmıyor. Fakat pazarlama stratejilerini diğer firmalardan ayıran en büyük özellik medya planlaması konusunda interneti çok iyi kullanıyor olması.

yukselis oykuleri
demirayak sirketler grubuBakkaliye’den 165 milyon dolar’lık şirkete

Demirayak Şirketler Grubu’nun kuruluşu, 1920’lere uzanıyor. O yıllarda, “Bakkal Nuriler” olarak başlanan ticari hayat, dede Şükrü Demirayak’in Bizim Bakkaliye’yi kurması ile devam ediyor. 1968’e kadar devam eden Bizim Bakkaliye sonrasında, 2’nci kuşaktan Bekir Demirayak, Demirayak Kollektif Şirketi’ni kuruyor.
Copyright © 2010 Türkiye’nin En Büyük Gıda Sektörü Portalı.
WordPress, altyapısı ile hazırlanmıştır.