Hayvancılık sektörü tükenecek!
ERÜ Veteriner Fakültesi Hayvan Sağlığı Ekonomisi ve İşletmeciliği Ana Bilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Savaş Sarıözkan, ”Alınan karar ile hayvancılık sektörünü tükenme noktasına getirmiştir” dedi.
Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Veteriner Fakültesi Hayvan Sağlığı Ekonomisi ve İşletmeciliği Ana Bilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Savaş Sarıözkan, ”Başta kasaplık hayvan ve et olmak üzere hayvansal ürünlerin destekleme kapsamından çıkarılması, üretim, arz ve talebin piyasa ekonomisi koşullarında oluşacak fiyatlara göre belirlenmesi kararı, hayvancılık sektörünü tükenme noktasına getirmiştir” dedi.
Sarıözkan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, özellikle 24 Ocak 1980′de uygulamaya konulan ekonomik istikrar tedbirleri ile başlayan dönemin, hayvancılık sektörü için son derece sancılı bir sürecin başlangıcı olduğunu söyledi.
Bu tarihten itibaren alınan ekonomik kararların, sektörde çok belirgin bir gerileme dönemini başlattığını anlatan Sarıözkan, şöyle devam etti:
”Başta kasaplık hayvan ve et olmak üzere hayvansal ürünlerin destekleme kapsamından çıkarılması, üretim, arz ve talebin piyasa ekonomisi koşullarında oluşacak fiyatlara göre belirlenmesi kararı, zaten ihmal görmüş, büyük ölçüde desteğe ve korunmaya muhtaç olan hayvancılık sektörünü tükenme noktasına getirmiştir. Türkiye’de 1980 sonrası dönemde yapılan bir diğer yanlış uygulama ise, kamu hizmetlerinin organizasyonunda yaşanmıştır. 1937-1983 yılları arasında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından uygulanan, tarım ve hayvancılık hizmetlerini sektörel bir anlayışla düzenleyen Vazife ve Teşkilat Kanunu yürürlükten kaldırılarak kırsal alana yönelik hizmetler fonksiyonel bir kamu örgüt anlayışıyla yeniden düzenlenmiştir. Yapılan bu yeni düzenleme, işletme ve sektör farklılıklarını dikkate almadığı için ilerleyen dönemlerde ve günümüzde ortaya koyduğu başarısızlıkları nedeniyle, Bakanlıkta yeniden yapılanma ihtiyacını gündeme getirmiştir.”
-ÖZELLEŞTİRMELERİN ETKİLERİ-
Sarıözkan, 1990 yılında başlatılan özelleştirme çalışmalarının da en fazla hayvancılık sektörünü etkilediğini ifade ederek, şunları anlattı:
”Bu uygulamalar çerçevesinde üretim sektörünün birer lokomotifi ve aynı zamanda çok önemli sosyo-ekonomik denge ve istikrar unsurları olan Et ve Balık Kurumu (EBK), Süt Endüstrisi Kurumu (SEK) ve Yem Sanayii A.Ş. gibi KİT’ler özelleştirme kapsamına alınmıştır. Daha sonra SEK ve Yem Sanayii tamamen, EBK ise kısmen özelleştirilmiştir. Sektörü düzene oturtmadan ve istikrarlı bir piyasa yapısı şekillendirmeden yapılan bu erken özelleştirmeler sonucunda, devletin elinde, hayvancılık sektörüne müdahale edecek bir kurumu kalmamış ve üretici serbest piyasanın acımasız işleyişine terk edilmiştir.”
Türkiye’de 1960-2008 yılları arasında 12,4 milyon baş olan toplam sığır varlığının bugün yüzde 19 oranında azalarak yaklaşık 10,1 milyon başa, 1,1 milyon baş olan manda varlığının yüzde 92,6 oranında azalarak 84 bin 705 başa, 34,4 milyon baş olan koyun varlığının yüzde 30,4 oranında azalarak 24 milyon başa, 24,6 milyon baş olan keçi varlığının yüzde 77,3 oranında azalarak 5,5 milyon başa düştüğüne dikkati çeken Sarıözkan, bu dönemde sadece kanatlı varlığında önemli oranda artışlar görüldüğünü belirtti.
-ET VE SÜT ÜRETİMİ NÜFUS ARTIŞININ GERİSİNDE KALDI-
Türkiye’de 1960 yılında 27,7 milyon olan nüfusun 2008 yılında yüzde 154 oranında artarak 70,5 milyona bugün ise 72,5 milyona ulaştığına işaret eden Yrd. Doç. Dr. Savaş Sarıözkan, şu bilgileri verdi:
”Aynı dönemde toplam kırmızı et üretimi yüzde 70, süt üretimi ise yüzde 88 oranında artarak nüfus artış hızının dahi altında kalmıştır. Dolayısıyla, 1960 yılında 14,6 kilogram olan kişi başına düşen kırmızı et üretimi 2008′de 9,8 kilograma, 234 kilogram olan süt üretimi de 173 kilograma gerilemiştir. İncelenen dönemde sadece beyaz et ve yumurta üretiminde ve kişi başına düşen miktarlarında önemli artışlar gerçekleştirilmiştir.”
-ET FİYATLARINDA YAŞANAN KRİZİN NEDENLERİ-
Sarıözkan, son dönemde et fiyatlarında yaşanan krizin nedenlerini de şu şekilde sıraladı:
”Türkiye’de hayvancılıkta üretim planlamasının olmayışı; Bu durum geçmişten günümüze hayvan sayılarından ve hayvansal üretimdeki değişimden daha kolay anlaşılabilir. Nitekim çoğu türde hayvan sayısı azalmış, hayvansal ürün üretimindeki artışlar ise sınırlı kalmış ve nüfus artış hızının altında seyretmiştir.
-Hayvancılık politikalarının uzun vadeli olmayışı ve düzenli verim artışı sağlanamaması;Her hükümetin hayvancılığa bakış açısı farklı olmuş ve kaynakların büyük bir kısmı bu farklı bakış açılarının doğruluğunu test etmek için harcanmıştır. Ancak bugün gelinen noktada, hayvancılıkta sağlanan ilerlemenin gelişmiş ülkelerle karşılaştırılmayacak kadar yavaş olduğu ortadadır. Örneğin AB’de sığır karkas randımanı ortalama 280 kg/baş iken, Türkiye’de 180 kg/baş’tır. AB’de inek başına elde edilen süt verimi ortalama 6 bin 100 kg/baş iken, Türkiye’de 2 bin 750 kg/baş’tır.
-Hayvansal ürün fiyatlarının tek taraflı olarak belirlenmesi; Devletin özelleştirmeler sonrasında piyasalara müdahale edecek bir kurumunun kalmamasıyla birlikte, üreticiler sanayici ve toptancılarla karşı karşıya kalmıştır. Fiyat belirleme şansı olmayan üreticiler, alıcıların belirlediği fiyata razı olmak zorunda kaldılar. Belirlenen bu fiyatlar dönem dönem maliyetin de altında kalarak üreticiyi zararına satış yapmak zorunda bırakmıştır. Bu durumun uzun sürmesi, üreticilerin bir kısmının damızlık dahil tüm hayvanlarını satarak üretimden çekilmesine neden olmuştur.
-Hayvancılığın lokomotifi olan süt sığırcılığının gerekli ilgiyi görmemesi; Süt sığırcılığında esas faaliyet geliri olarak süt elde edilirken, tali gelir olarak da gerek süt sığırcılığının devamını sağlayan gerekse besicilik için hayvan materyali sağlayan buzağı geliri elde edilmektedir. Süt sığırcılığı bu yapısı nedeniyle, hayvansal üretimin devamlılığı ve gelişimi için vazgeçilebilecek son üretim dalıdır. Ancak, 2003-2009 yılları arasında süt fiyatları 0,5-0,7 lira, et fiyatları ise 7-9 lira bandında hareket ederken, yem fiyatları ikiye katlamıştır. Buna birde yıllık ortalama yüzde 10’luk enflasyon artışı da eklenince üreticinin belinin çift taraflı olarak büküldüğünü ve üretimi neden devam ettiremediğini anlamak hiç de zor değildir.”
-DİŞİ HAYVANLARIN KESİLMESİ-
Sarıözkan, Kurban bayramlarında genellikle kurban yaşının altında ve dişi hayvanların kesilmesinin hayvancılığın geleceğini olumsuz yönde etkilediğini belirterek, ”Günümüzde 1 kilogram etin üretim maliyeti 11-12 lira civarındadır. Bu rakam bilinmesine rağmen, 1 yıl önceye kadar üreticiye 8-9 liraya et sattırılmasına göz yuman EBK’nın o zaman piyasalara müdahale etmeyip üreticinin hakkını savunmamasına rağmen, şu anda artan et fiyatları nedeniyle üreticiye ithalat restini çekmesini anlamak oldukça zordur” diye konuştu.
Türkiye’de nüfusun yüzde 25’inin geçimini kırsal alandan sağladığına dikkati çeken Yrd. Doç. Dr. Savaş Sarıözkan, son olarak 2001 yılında yapılan tarım sayımı sonuçlarına göre de kırsal alanda 3 milyon civarında işletme bulunduğunu belirtti.
Sarıözkan, bu işletmelerin yüzde 2,4’ü sadece hayvancılık yaparken, yüzde 67,4’ünün bitkisel ve hayvansal üretimi birlikte (polikültür üretim) gerçekleştirdiklerini kaydederek, ”Hayvancılıkla uğraşan 2 milyonun üzerinde irili ufaklı işletme bulunmaktadır. Hükümet tarafından alınan ithalat kararı, bazı kesimleri memnun etse de başta geçimini hayvancılıktan sağlayan kesim olmak üzere, tüm tüketiciyi endişeye sürüklemiştir” dedi.
-KÜÇÜKBAŞ HAYVANCILIK İHMAL EDİLDİ-
Türkiye’de koyun ve keçi varlığında yaşanan azalmanın dünyada başka bir örneğinin bulunmadığını dile getiren Sarıözkan, 1980 yılında 46 milyon baş olan koyun sayısının 2008’de 23 milyon başa düştüğünü, keçi varlığının ise aynı dönemde 19 milyon baştan 5,5 milyon başa gerilediğini anlattı.
Sarıözkan, koyun-keçi varlığındaki azalmaların yanında ucuz kaba yem kaynağı olan çayır-mera alanlarının da yıllar boyu tarımsal üretime açıldığını ve mera niteliğini kaybederek ucuz maliyetli üretim yapma şansının yitirildiğini söyledi.
Şeker pancarı posası ile beslenen yağ oranı yüksek et ile kaliteli yemle beslenen daha az yağlı et arasında kaliteyi teşvik edecek ölçüde fiyat farkı bulunmadığını vurgulayan Sarıözkan, şöyle dedi:
”Bunun yanında karkastan elde edilen et parçaları arasında da yeterince fiyat farkı yoktur. Örneğin düşük kaliteli etlerden elde edilen kıyma ve kuşbaşının kilogram fiyatı 20 lirayken, bonfilenin kilogramı 30 liradır. Oysa kıyma-kuşbaşı 10-15 liraya bonfile-kontrfile 50-60 liraya satılsa, düşük gelirli kesimin daha fazla et tüketmesinin yolu açılmış olacaktır. Gelişmiş ülkelerde en düşük kalitedeki et ile en iyi kalitedeki et fiyatı arasında 1/3 hatta 1/4 oranında fark bulunmaktadır.”
Sarıözkan, gelişmiş ülkelerde tüketicinin ödediği fiyatın yüzde 75′inin, Türkiye’de ise ancak yüzde 50’sinin üreticiye gittiğine dikkati çekerek, bu yapının, üreticilerin düşük kar marjı ile çalışmasına neden olduğunu ve üretimin sürdürülebilirliği ile yeni yatırım yapılmasını zorlaştırdığını anlattı.
Türkiye’de üreticilerin serbest piyasa koşullarıyla baş başa bırakıldığını dile getiren Sarıözkan, devletin elinde müdahale kurumu olarak sadece birkaç ilde faaliyet gösteren EBK’ye ait kombinaların kaldığını söyledi.
-KREDİ VE FİNANSMAN YETERSİZLİĞİ-
Dünyanın her yerinde tarım ve hayvancılığın farklı şekillerde desteklendiğini vurgulayan Savaş Sarıözkan, şöyle devam etti:
”Stratejik bir ürün olan gıdayı üretenler korunup desteklenmezse üretim devamlılığı sağlanamayacaktır. Bölgeler arası gelişmişlik farklılıkları arttıkça ve üreticiler emeğinin karşılığını alamadıkça göç sorunu ile karşı karşıya kalınması kaçınılmazdır. Bu da sosyal sorunlara yol açar. O nedenle düşük faizli (gerekirse faizsiz), geri ödemesi uzun yıllara yayılmış kredi temini sağlanmalıdır. Bunu yaparken de yığın halinde ve piyasaya dönük üretimde bulunanlara öncelik verilmelidir.”
Sarıözkan, Türkiye’deki hayvancılık işletmelerinin yarıdan fazlası 5 başın altında hayvana sahipken AB’de besi işletmelerinin ortalama 30 baş, süt sığırcılığı işletmelerinin de ortalama 50 baş hayvana sahip olduklarına dikkati çekti.
-KALİTELİ YEM EKSİKLİĞİ-
Sarıözkan, Türkiye’de 1935 yılında 44 milyon hektar olan çayır-mera alanının günümüzde 13 milyon hektara gerilediğini ifade ederek, şöyle devam etti:
”Hayvancılık için ucuz kaba yem kaynağı olan bu alanlar tarımsal üretime tahsis edilerek üreticilerin düşük maliyetli üretim yapma imkanları azalmıştır. Diğer taraftan, yem bitkisi ekimi özendirilmeli ve teşvik edilmelidir. Hayvancılıkta toplam maliyetin yüzde 70’ini oluşturan yemin ekimi desteklenmezse ucuz maliyetli üretimden söz etmek imkansız hale gelir.”
-ET FİYATLARINDAKİ TARTIŞMALAR
Son dönemde besi hayvanlarının kasıtlı olarak kesime sevk edilmediği iddialarının gündeme geldiğine dikkati çeken Sarıözkan, şunları kaydetti:
”Ekonomide azalan verimler kanunu vardır. Hayvan belirli bir besi olgunluğuna ulaştıktan sonra (optimum besi süresi) hayvanı elde tutmanın maliyeti satmaktan daha fazla olabilir. Optimum besi süresi tamamlandıktan sonra ya da diğer bir ifadeyle kar maksimizasyonu sağlandıktan sonra, toplam maliyet ile toplam gelir arasındaki fark kapanmaya başlayacak ve hayvanı elde tutmak ekonomik olmaktan çıkacaktır. O nedenle, hayvanların kasıtlı olarak elde tutulması işletmeye ekstra gelir sağlamayacak aksine karı azaltmış olacaktır.”ekotrent




Mükemmel bir çalışma olmuş. Elinize sağlık hocam. tüm can alıcı noktalara değinmişsiniz.