Gıda krizi gelecek mi?

gıda kriziDünya yakın bir süre içerisinde kayda değer bir gıda krizi ile karşılaşacak mı? Yükselen gıda maddesi fiyatları ve giderek yayılabilecek açlık seviyesine erişen gıda eksikliği, küresel uygarlığın sonu olacak mı?

Bu tür kötümser sorular ve mesajlar her dönemde gündemde yer bulur. 1967 yılında Paul Ehrlich adlı iktisatçı, artık, nüfus artışı karşısında tüm insanları beslemenin mümkün olmadığını ve 1970 ve 1980′li yıllarda yüzlerce milyon insanın hızla öleceğini gündeme getirmişti. Çin ve Hindistan’a bakarsanız gerçekleşen açların doyurulmaya başlandığı. Ehrlich’ten beş yıl sonra da Club of Rome ‘The Limits to Growth’ adlı raporu ile dünyanın ham madde ve doğal kaynak sorunu yaşayacağını, dünyanın genelinin ve büyük gelişmiş toplumların 21′inci yüzyılda çökeceğini iddia etmişti.

İktisatçılar ise bu tür kıtlıklarda miktar azalınca fiyat artar ve yeni buluşlar ve yaklaşımlar tetiklenir demiştiler. Biz de bu yazıya oldukça kötümser cümlelerle başladıktan sonra, şunu da belirtmeliyiz ki gıda krizini önlemek uygarlığımızın imkanları içerisinde. Ancak, sadece gerçekleri bilirsek gerekli önlemleri alabiliriz. Nitekim şu anda da Brezilya’da bir ‘tarım ve gıda’ devrimi olmakta ve durumu inceleyenler Brezilya’ya yapılan ve gerçekleşenleri öğrendikçe kötümserlikten vazgeçiyorlar. Bugün dünya medyasını dolduran kötümser gıda krizi mesajların özetini verelim, yarın da Brezilya’da neler olduğunu ekleriz.

Su kaynaklarının azalması, toprakta karşılaşılan erozyon ve yükselen ısı gıda üretiminde bir çöküşle karşılaşabileceğimizin belirtileri. Son sekiz yılın altısında dünya tahıl üretimi tüketilen miktardan daha azdı. Son hasattan önce dünya tahıl stokları 60 günlük ihtiyacı karşılayacak seviyeye kadar düştü. Rusya’da yangınlar, Pakistan’da sel üretimi olumsuz etkiledi. Tahıl fiyatları spekülatif olsa dahi ani artışlar gösterdi. 2008 yılında yaşanan fiyat yükselmelerinde de Rusya ve Arjantin buğday ihracatını, dünyanın ikinci büyük pirinç üreticisi Vietnam ve Tayland pirinç ihracatını yasaklamışlardı. Benzeri kısıtlamalardan korunmak için tahıl ithalatı yapan ülkeler ikili anlaşmalarla kendilerini korumaya çalışmışlardı. Filipinler yıllık 1,5 milyon ton pirinç ihtiyacını garantiye almak için Vietnam ile üç yıllık bir anlaşma yapmıştı.

Gıda maddesi ithal eden ülkelerin başvurdukları ilginç yollardan bir tanesi de üretim yapılabilecek büyük toprak parçalarını yabancı ülkelerden kiralamak olmuştur. Yaklaşık %90 buğdayını ithal eden Libya, buğday ekmek için Ukrayna’dan 250.000 hektar toprak kiralamıştır. Karşılığında da petrol alanlarından birini açmıştır.

Çin, 2007 yılında Filipinlerle yaptığı bir anlaşma ile 2,5 milyon hektar ki bu alan ülkenin ekilebilir topraklarının %10′unu kapsıyordu, araziyi ekim için kiralamışsa da, ülkenin pirinç ikmalinde güçlüklerle karşılaşıldığından anlaşma sonradan iptal edilmiştir. Çin şimdi uzun vadeli toprak kiralamak için Avustralya, Rusya ve Brezilya ile temaslarını sürdürmekte. Talep yönünden bakarsak, dünya nüfusu yılda 70 milyon kişi artmakta; giderek daha fazla insan tahılın dolaylı olarak yoğun kullanıldığı et, süt ve yumurta tüketmekte. Ayrıca ABD biyo yakıt üretiminde giderek daha fazla miktarda tahıl kullanmakta. Son bir kaç yılda biyo yakıt için ABD’nin tükettiği tahıl miktarı 19 milyon tondan 36 milyon tona yükselmiş durumda.

Düşük gelirli ülkeler ihtiyaç duydukları kalorinin %60′ını doğrudan tahıldan sağlamaktalar. Hindistan’da kişi başına düşen tahıl tüketimi 200 kg olmasına karşın ABD ve Kanada’da kişi başına doğrudan veya dolaylı olarak 800 kg tahıl tüketilmektedir. Bunu somutlaştırırsak, yaklaşık 2 milyar ton olan dünya tahıl üretimi 10 milyar Hintli’yi beslemeye yeterken, ancak 2,5 milyar Amerikalı için yeterli olacaktır. Diğer taraftan gıda olarak kullanılan tahılın fiyatı, yakıt değerinden düşükse, tahıl enerji ekonomisinde satış olanağı bulacaktır. Böylece petrol fiyatları yükselince, tahıl fiyatları da yükselecektir.

Az su az gıda maddesi demektir. Dünyamızda suyun %70′i tarımda kullanılmaktadır. Tarımın su ihtiyacı için açılan milyonlarca kuyu pek çok ülkede yeraltı su seviyesini, yağan yağmurla eski seviyesine gelemeyecek kadar, düşürmüştür. Sonuç olarak en büyük tahıl üreticisi ülkeler olan Çin, Hindistan ve ABD de dahi yeraltı su seviyeleri normalin çok altına düşmüştür.

1950 yılında 94 milyon hektarda yapılan sulu tarım, 2000 yılında 276 milyon hektara çıkmış ve o tarihten sonra da sabit kalmıştır. 1970 petrol ambargosundan sonra Suudi Arabistan, açılan petrol kuyularından sağlanan ve petrole bulaşmayan suyu kullanarak sulu tarıma geçmiş ve ihtiyacı olan tahılı kendisi üretmeye başlamıştır. Ancak bugün, kullanılan kuyularda su tükenmeye başladığından 2016 yılında buğday üretimine son verileceği ilan edilmiştir. Bundan böyle Suudi Arabistan yılda 14 milyon ton buğday, pirinç, mısır ve arpa ithal edecektir. Yeraltı su seviyesi düştükçe, dünyanın en büyük tahıl üreticisi olan Çin’de de üretim düşmeye başlamıştır. 1997 yılında 111 milyon ton olan buğday üretimi 2009 yılında 103 milyon tona, 127 milyon ton olan pirinç üretimi 119 milyon tona düşmüştür.

Yarın Brezilya’nın iyimser tarım devrimi hikayesi anlattırılacak.

Akşam

Paylaş :
  • Facebook
  • Print
  • email
  • Twitter

Yorum yapabilirsiniz.



REKLAM

trotec
 

BENZER BAŞLIKLAR


REKLAM


roportaj
sektorel analizAvrupa Birliği Gıda ve İçecek Sanayinde Gelişmeler

İmalat sanayi içinde %12.9 paya sahip olan AB Gıda ve İçecek Sanayi’nde faaliyet gösteren 310.000 firma, 945 milyar Avro iş hacmi ve 100 milyar Avronun üzerinde dış ticaret büyüklüğü ile 4.4 milyon kişiye istihdam sağlamaktadır.

yukselis oykuleri
demirayak sirketler grubuBakkaliye’den 165 milyon dolar’lık şirkete

Demirayak Şirketler Grubu’nun kuruluşu, 1920’lere uzanıyor. O yıllarda, “Bakkal Nuriler” olarak başlanan ticari hayat, dede Şükrü Demirayak’in Bizim Bakkaliye’yi kurması ile devam ediyor. 1968’e kadar devam eden Bizim Bakkaliye sonrasında, 2’nci kuşaktan Bekir Demirayak, Demirayak Kollektif Şirketi’ni kuruyor.

Copyright © 2012 Türkiye'nin En Büyük Gıda Sektörü Portalı.
WordPress, altyapısı ile hazırlanmıştır.