﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkiye&#039;nin En Büyük Gıda Sektörü Portalı &#187; Makaleler</title>
	<atom:link href="http://www.gidateknik.com/category/makaleler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.gidateknik.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Dec 2011 12:52:37 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Homojenizatörler ve Çalışma Prensipleri</title>
		<link>http://www.gidateknik.com/homojenizator</link>
		<comments>http://www.gidateknik.com/homojenizator#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 23:50:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Homojenizatör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gidateknik.com/?p=6574</guid>
		<description><![CDATA[Sıvı içersinde bulunan katı, yarı katı veya sıvı parçaların kendinden çok daha küçük parçacıklara ayrılarak stabilitesinin arttırılması işlemine homojenizasyon ve bu işlemi yapan makinalara ise homojenizatör denir. Homojenizatörlerin çalışma prensipleri ve yapılarını incelemeden önce homojenizasyon işleminin gıda üzerindeki etkilerini inceliyeceğiz.
Homojenizasyon işlemi ne için yapılır ?
Homojenizasyon işleminin başlıca amacı sıvı içersindeki farklı yoğunluktaki parçacıkları çok küçük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-6576 alignleft" title="homojenizator" src="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2010/07/homojenizator1.jpg" alt="homojenizator" width="234" height="173" />Sıvı içersinde bulunan katı, yarı katı veya sıvı parçaların kendinden çok daha küçük parçacıklara ayrılarak stabilitesinin arttırılması işlemine homojenizasyon ve bu işlemi yapan makinalara ise homojenizatör denir. Homojenizatörlerin çalışma prensipleri ve yapılarını incelemeden önce homojenizasyon işleminin gıda üzerindeki etkilerini inceliyeceğiz.</p>
<p><strong>H</strong><strong>omojenizasyon işlemi ne için yapılır ?</strong></p>
<p>Homojenizasyon işleminin başlıca amacı sıvı içersindeki farklı yoğunluktaki parçacıkları çok küçük parçalara parçalayarak sıvı içersinde dibe çöküp tortu oluşturmasını engellemektir. Homojenizasyon işleminin en fazla kullanıldığı sektörler meyve suyu ve süt endüstrisidir. Meyve suyu içerisindeki meyve partiküllerinin dibe çöküp kötü bir görüntü oluşturmaması için kullanılır. Süt endüstrisinde ise sütün içinde bulunan yağ taneciklerinin parçalanarak süt yüzeyine toplanıp, yağ tabakası oluşması engellenir. Bunların dışında</p>
<p>* standardizasyon</p>
<p>* uzun raf ömrü</p>
<p>* kolay sindirilebilirlik</p>
<p>* mükemmel görünüş ve lezzet sağlar.</p>
<p>Homojenizasyon işlemi tam ve kısmı homojenizasyon olmak üzere 2 şekilde uygulanır.</p>
<p><strong>Tam homojenizasyon: </strong>Homojenize edilecek sütüm tamamı homojenizatörden geçirilerek stabilite sağlanır.</p>
<p><strong>K</strong><strong>ısmi homojenizasyon:</strong> İlk önce süt içerisindeki krema sütten ayrılır ve homojenizatörden geçirildikten sonra süt ile karıştırılır. Kısmı homojenizasyonun çok sık kullanılmasının nedeni enerji tasarrufu sağlayabilmektir.</p>
<p><strong>H</strong><strong>omojenizatörün Yapısı</strong></p>
<p>Homojenizatörler;</p>
<p>* Gövde</p>
<p>* Hareket Aktarımı</p>
<p>* Krank Mekanizması</p>
<p>* Pistonlar</p>
<p>* Homojenizasyon valfi</p>
<p>* Basınç göstergesi</p>
<p>* Emniyet valfi omak üzere 7 ana parçadan oluşmaktadır.</p>
<div id="attachment_6575" class="wp-caption alignleft" style="width: 410px"><img class="size-full wp-image-6575 " title="homojenizator" src="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2010/07/homojenizator.png" alt="homojenizator" width="400" height="361" /><p class="wp-caption-text">homojenizator</p></div>
<p>Elektrik motorunundan alınan hareket krank mekanizması sayesinde pistonlara aktarılır. Pistonlar ileri- geri hareketi yaparak yüksek basınç oluşumu sağlanır. Homojenizatör işleminin başarılı olabilmesi için en önemli faktörlerden biri homojenizasyon valfinin yapısıdır. Homojenizatöre giriş yapan süt pistonların oluşturmuş olduğu itme kuvveti ile homojenizasyon valfinin çok ince aralıklarından geçirilmesi sağlanır. 250 bar yüksek basınç altında çok ince deliklerden geçirilmeye zorlanan karışım içerindeki parçaların çok küçük partiküllere parçalanmasına neden olur. Homojenizasyon valfinden çıkan sıvı 200 m/sn hıza kadar ulaşır.</p>
<p>Homojenizasyon işleminin başarısını etkileyen diğer önemli bir faktör ise homenize edilecek ürünün sıcaklığıdır.  Ürünler homojenizasyon sıcaklığı konusunda değişiklik gösterebilirler fakat homojenizasyon sıcaklığının düşük olması  ( &lt;40 C ) tercih edilmez.<br />
<h3>Benzer Başlıklar </h3>
<ul class="related_post">
<li><a href="http://www.gidateknik.com/inokstek-homojenizator" title="İnokstek Homojenizatör">İnokstek Homojenizatör</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/gea-ariete-serisi-homojenizatorler" title="Gea Ariete serisi homojenizatörler">Gea Ariete serisi homojenizatörler</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/tetra-alex-homojenizator" title="Tetra Alex Homojenizatör">Tetra Alex Homojenizatör</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gidateknik.com/homojenizator/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pastörizatörler ve Çalışma Prensipleri</title>
		<link>http://www.gidateknik.com/pastorizator</link>
		<comments>http://www.gidateknik.com/pastorizator#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Apr 2010 11:43:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gıda Endüstri Makinaları]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Holding tüpü]]></category>
		<category><![CDATA[Pastörizatör]]></category>
		<category><![CDATA[Pastörizatörün Çalışma Şekli]]></category>
		<category><![CDATA[Pastörizatörün Yapısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gidateknik.com/?p=1530</guid>
		<description><![CDATA[
1- Balans tankı
2-Besleme Pompası
3- Akış kontrolü
4- 1. ve 2. Rejenerasyon
5- Seperatör
6- Isıtıcı
7- Holding tüpü
8- İtişi güçlendirici pompa
9-  Sıcak su sistemi
10-  Soğutucu
11- Soğutucu
12-Valf
Plakalı pastörizatörler bir seri plakadan oluşur. Plakalar arasına yüksek sıcaklığa dayanıklı contalar yerleştirilmiştir. Bu contalar plakalardan geçen sıvıların birbirine karışmasını engellemektedir. Bu plakalar 95 &#8211; 125 mm kalınlığında olup paslanmaz çelikten yapılmıştır. Plaka üzerindeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-1609 alignleft" title="pastorizator" src="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/07/pastorizator.gif" alt="pastorizator" width="528" height="372" /></p>
<p>1- Balans tankı</p>
<p>2-Besleme Pompası</p>
<p>3- Akış kontrolü</p>
<p>4- 1. ve 2. Rejenerasyon</p>
<p>5- Seperatör</p>
<p>6- Isıtıcı</p>
<p>7- Holding tüpü</p>
<p>8- İtişi güçlendirici pompa</p>
<p>9-  Sıcak su sistemi</p>
<p>10-  Soğutucu</p>
<p>11- Soğutucu</p>
<p>12-Valf</p>
<p>Plakalı pastörizatörler bir seri plakadan oluşur. Plakalar arasına yüksek sıcaklığa dayanıklı contalar yerleştirilmiştir. Bu contalar plakalardan geçen sıvıların birbirine karışmasını engellemektedir. Bu plakalar 95 &#8211; 125 mm kalınlığında olup paslanmaz çelikten yapılmıştır. Plaka üzerindeki oluklar turbulanslı dolum yaptırır ve ısı transfer yüzeyini arttırır ve sıvının ısı temas süresini uzatır.</p>
<p>Plakalı pastörizatörlerin çalışma prensibi şu şekilde işlemektedir:</p>
<ol>
<li>Süt ilk olarak balans tankına gelir, buraya gelmesindeki amaç hat üzerinde süt beslemesinin kesilmemesidir. Yani süt balans tankına alınarak boru hattına girişi sabitlenir. Pompalar yardımı ile alınan süt pastörizatörün 1. rejenerasyon bölümü giriş yapar.  1. rejenerasyon bölümüne gelen süt, daha önceden pastörize edilerek yüksek sıcaklığa ulaşmış süt ile karşılaşır. Bu karşılaşmada iki farklı süt arasında plakalar bulunduğu için  direk olarak temas gerçekleşmez. Pastörize süt ile karşıalşan soğuk sütün sıcaklığı 55 C ye ulaşır. 55 dereceye gelen süt 1. rejenerasyondan çıkarak seperatöre gönderilir. Sütün bu aşamadan sonra seperatöre gönderilmesinin nedeni, kremanın ayrılması için en uygun sıcaklışa ulaşmasıdır. 1. rejenerasyondan ayrılıp seperatöre giden sütün kreması ayrılır. (İstenilen yağ oranı elde edilerek standardize edilmiş olur.)</li>
<li>Yağ oranı standardize edilmiş süt 2. rejenerasyon bölümüne gider. Bu bölüme giren süt, holding tüpünden gelen süt ile karşılaşır. (Holding tüpünün ne olduğu ilerki aşamalarda açıklanacaktır.) Bu aşamada sütün sıcaklığı  60-70 derecelere kadar ulaşır.</li>
<li>Daha sonraki aşamada süt ısıtıcı bölümüne ulaşır ve bu işlemde süt sıcak su ile ısıtılır. Bu şekilde sıcaklığı yavaş yavaş yükseltilmiş sütün sıcaklığının tam olarak pastörizasyon sıcaklığına gelmesi sağlanır.</li>
<li>Pastörizasyon sıcaklığına ulaşmış olan süt 2. maddede bahsedilen  holding tüpüne yollanır. Burada belirli bir süre bekletilen sütün içersindeki zararlı mikroorganizmaların öldürülmesi sağlanır. Isı tutucu zigzag çizmiş uzun bir boru sisteminden oluşur. Bu işlemdeki amaç sütün pastörizasyon sıcaklığında belirli bir süre kalmasını sağlamaktır.Bu süre ortalama olarak 15 saniyedir. ( 2. maddede bahsettiğim holding tüpünden gelen süt, buradan çıkan süttür.)</li>
<li>Holdin tüpünün sonunda bir termometro ve valf bulunur. Eğer sütün sıcaklığı uygun derecede değilse valf otomatik olarak çalışır ve sütün tekrar pastörize edilmesi için pastörizatör başlangıcına alınır ve sistemi tekrar dolaşması sağlanır.</li>
<li>Eğer sıcaklık konusunda bir sorun olmazsa, sıcak tutucudan çıkan süt tekrar 2. ve 1. rejenerasyon bölmesine ulaştırılır. Buraya gelen süt çiğ süt ile karşılaşarak pastörize edilen sütün soğutulması sağlanır. Pastörize edilen süt soğurken, pastörize edilecek sisteme yeni girmiş çiğ sütün ısıtılması sağlanır. Bu şekilde büyük bir enerji kazanımı sağlanılmış olur.</li>
<li>Pastörize edilen süt son olarak soğutucu bölüme geçerek burda buzlu su ile soğutulması sağlanır.</li>
</ol>
<p>Pastörizatör işleminin en önemli noktası pastörize ettiğimiz sütü kullanarak, yeni gelen çiğ stü sıcaklığını 65 dereye kadar çıkarmış oluyoruz. Sadece bu aşamadan sonra 65 derecedeki sütün 90 dereceye gelmesi için ekstra olarak bir sıcaklık vermemiz gerekiyor. Çiğ sütü başlangış sıcaklığından 65 dereceye ulaştırmak için başta ısıtmış olduğumuz 90 derecelik pastörize sütü kullandığımızdan büyük bir enerji tasarrufu sağlamış oluyoruz.<br />
<h3>Benzer Başlıklar </h3>
<ul class="related_post">
<li><a href="http://www.gidateknik.com/inokstek-plakali-pastorizator" title="İnokstek Plakalı Pastörizatör">İnokstek Plakalı Pastörizatör</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/tetrapak-pastorizator" title="Tetrapak Pastörizatör">Tetrapak Pastörizatör</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/gida-isleme-makinalari" title="Gıda işleme makinaları sektör analizi">Gıda işleme makinaları sektör analizi</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/kaymakli-yogurt-dolum-makinasi" title="Kaymaklı yoğurt dolum makinası">Kaymaklı yoğurt dolum makinası</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/ayran-ve-yogurt-dolum-makinalari" title="Ayran ve yoğurt dolum makinaları">Ayran ve yoğurt dolum makinaları</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gidateknik.com/pastorizator/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğanın mucizesi kahveyi yeniden keşfedin</title>
		<link>http://www.gidateknik.com/doganin-mucizesi-kahveyi-yeniden-kesfedin</link>
		<comments>http://www.gidateknik.com/doganin-mucizesi-kahveyi-yeniden-kesfedin#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2010 23:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nazlikaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Kahve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gidateknik.com/?p=4693</guid>
		<description><![CDATA[Bilimsel araştırmalar, orta düzeyde kahve tüketiminin sağlık üzerinde faydaları olduğunu, günü keyifli ve canlı bir biçimde geçirmeyi sağladığını kanıtladı. Kahve sadece uyanık kalmaya değil kısa süreli hafıza, düşünme ve odaklanma gibi bilişsel yeteneklerin etkinliğine de yardımcı oluyor. Ayrıca araştırmalar kahvenin kadınların korkulu rüyası olan selülite neden olmadığını da ortaya koydu. Tam tersine, çalışmalar kahvenin yağı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-4694 alignleft" title="kahveçekirdeği" src="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2010/02/kahveçekirdeği.jpg" alt="kahveçekirdeği" width="312" height="251" />Bilimsel araştırmalar, orta düzeyde kahve tüketiminin sağlık üzerinde faydaları olduğunu, günü keyifli ve canlı bir biçimde geçirmeyi sağladığını kanıtladı. Kahve sadece uyanık kalmaya değil kısa süreli hafıza, düşünme ve odaklanma gibi bilişsel yeteneklerin etkinliğine de yardımcı oluyor. Ayrıca araştırmalar kahvenin kadınların korkulu rüyası olan selülite neden olmadığını da ortaya koydu. Tam tersine, çalışmalar kahvenin yağı ayrıştıran enzimleri harekete geçirdiğini ve lenf akışını kolaylaştırdığını gösteriyor. Siz de orta düzeyde kahve tüketerek vücudunuzun antioksidanlardan faydalanmasına izin verin, gününüz daha keyifli ve canlı geçsin!</p>
<p>Dünyada sudan sonra en çok tüketilen içecek olan kahve bundan 1000 yıl önce ilk olarak Etiyopya’da bir çoban tarafından keşfedildi. Efsane; keçilerinin bu meyveyi yedikten sonra yerinde duramaz hale geldiklerini gören çobanın merak edip meyvenin tadına bakmasıyla başladı. Bu mucizevi bitkiyi keşfedenler, muhtemelen kahvenin yüzyıllar sonra dünyanın sudan sonra en çok tüketilen içeceklerinden biri olacağının farkında değillerdi…<br />
Gün içinde yiyip içtiğimiz pek çok meyveyi dalında görme şansına sahipken her gün belki birkaç fincan içtiğimiz, öğünlerimizden eksik etmediğimiz kahvenin nerede yetiştiğini, meyvesinin neye benzediğini bilmiyoruz. Çünkü tropik iklimlerde yetişen kahve Türkiye’de yetişmeyen ender meyvelerden biri.<br />
İçinde sadece 2 küçük kahve çekirdeği bulunan her bir kahve meyvesi, sahip olduğu yüksek antioksidan özelliğiyle aslında büyük bir mucizeyi de içinde saklıyor. Serbest radikallerin vücut üzerindeki zararlı etkilerini azaltarak hücreleri korumaya yardımcı olan antioksidanlardan biri olan polifenolün en çok bulunduğu gıdaların başında gelen kahve, kavrulduğunda da bu özelliğini yitirmiyor.<br />
Kahve ağacındaki bir çiçek olarak yaşamına başlayan kahve çekirdeği, Nescafé tarafından %100 doğal süreçlerden geçirilerek muhteşem kokulu, antioksidan aktivitesi zengin 1 fincan kahveye dönüşüyor.<br />
Siz de her gün orta düzeyde kahve ile hem keyfe doyun hem de vücudunuzun antioksidanlardan faydalanmasına izin verin!<br />
<em><br />
Polifenol miktarına göre en önemli antioksidan kaynakları</em>:</p>
<p>Kırmızı şarap = 200-800 mg/kadeh<br />
Kahve = 150-550 mg/kupa<br />
Kakao = 150-200 mg/kupa<br />
Yeşil çay = 150-200 mg/kupa</p>
<p>Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tanju Besler’e kahvenin antioksidan özelliğini sorduk;<br />
<strong>-	Kahvenin antioksidan özelliği ile ilgili yapılmış araştırmalar var mı? Varsa sonuçlarını anlatır mısınız?</strong><br />
Kahvenin antioksidan içeriği, kapasitesi ve beslenmede antioksidan alımına katkısıyla ilgili izlediğim kadarıyla özellikle 2000 yılından sonra çok sayıda çalışma yapılmaya başlandı. Bu çalışmalarda kahvenin içeriğindeki biyoaktif bileşenlerle önemli bir antioksidan kaynağı olduğu belirtilmektedir. Kahvenin antioksidan alımına katkısını değerlendiren çalışmaların en çarpıcılarından biri Scranton Üniversitesi’nde yapılmış. Bu çalışmada beslenmede yer alan meyve, sebze, şarap, baharat ve yağları da kapsayan 100’den fazla besinin tüketim sıklığı da göz önüne alınarak, Amerikalıların günlük antioksidan alımına katkısı değerlendirildiğinde, en önemli kaynaklardan biri olarak kahve görülmektedir.<br />
<strong>-	Kahve ile diğer besinleri antioksidan özellikleri açısından karşılaştırarak değerlendirir misiniz? </strong><br />
İçime hazır porsiyon miktarı üzerinden polifenolden zengin içeceklerin antioksidan kapasitesi karşılaştırıldığında kahvenin bir fincanda en yüksek antioksidan kapasitesine sahip olduğu görülmektedir. İçecekler arasında yapılan çalışmada kahveyi kakao, yeşil çay, siyah çay ve kuşburnu izlemektedir. Norveç, Amerika ve İspanyadaki çalışmalara benzer olarak 2009 yılında 8700 Japon ile yapılan bir çalışma da çay tüketimi ile anılan Japonların da beslenmede en önemli antioksidan kaynağının kahve olduğu, bunu yeşil çayın takip ettiği görülmektedir.<br />
<strong>-	Antioksidanların faydaları nelerdir? Ne tür antioksidanlar vardır? Özellikle şehir hayatında, günlük koşuşturmamızı düşündüğümüzde beslenmemizdeki en iyi antioksidan kaynaklarımız nelerdir?</strong><br />
Oksidan maddeler, biyolojik moleküller üzerinde zaman zaman hasara yol açabilen aktif bileşenlerdir. Hava kirliliği, sigara dumanı, UV ışınları en çok maruz kaldıklarımız arasında sayılabilir. Kalp ve damar hastalıkları ile kanser gibi ciddi hastalıkları başlatabilirler, ilerletebilirler. Antioksidanlar, olumsuz olabilecek oksidasyon tepkimelerini engelleyerek, olası oksidatif hasarlara karşı savunmamızı sağlayan en önemli biyolojik silahlarımızdandır. Çok sayıda antioksidan sistemi mevcuttur, bunların bir bölümü doğal yoldan gelişir, bir kısmını ise beslenmemizde gıdalar yolu ile aldığımız bileşikler ile sağlarız. Günlük diyetimizin birçok öğesinde antioksidan bileşik ve vitaminler bulunur. Sebze ve meyveler, bazı sert kabuklu kuruyemişler, kahve, çay, gibi içecekler bunlar arasında sayılabilir.<br />
<strong>-	Tükettiğimiz hazır kahveler katkı maddesi içeriyor mu? Dalından alınan kahve ile tükettiğimiz kahvenin antioksidan değerleri aynı mı?</strong><br />
Hazır çözünebilir kahveler sadece su ve kahve çekirdeğinin başka hiçbir madde katılmadan bir takım teknolojik işlemlerden geçirilmesi ile elde ediliyor. Kahve bir meyve çekirdeği ve kavrulmadan önce yeşil renkte bulunuyor. Kahve çekirdeğinin yeşil hali de, kavrulmuş hali de antioksidan özellik gösteren bileşiklerden zengin olduğu bilinmektedir. Bu bileşikler birbirinden farklı yapılarda olsa da antioksidan aktiviteleri aynı derecede yüksektir.<br />
<strong>-	Kahve genel olarak uyku açıcı ve enerji kaynağı olarak bilinen bir içecek. Buna dair biraz bilgi verebilir misiniz?</strong><br />
Kahve içeriğindeki özellikle kafein ve kafein benzeri bileşenler nedeniyle orta derecede uyarıcı bir içecek olarak bilinmekte, dolayısıyla zaman zaman bireylerin kendilerini daha canlı hissetmesine neden olduğu belirtilmektedir.<br />
Orta düzey (2–3 fincan) kahve tüketiminin fiziksel ve zihinsel performansı arttırdığı yönde verilerin olduğunu biliyoruz.<br />
<strong>-	Genellikle kahvenin etken maddesi olarak bilinen kafeinin zararlı olduğu düşünülür, gerçekten zararlı mıdır? Günlük tüketimi ne kadar olmalıdır? Kahve dışında başka hangi gıdalarda kafein vardır?</strong><br />
1958’de, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) kafeini güvenli (GRAS) sınıfına dahil etmiştir. 1987’de FDA normal kafein tüketiminin sağlığı tehdit edecek bir riske yol açmayacağını tekrar onaylamıştır.<br />
Buna ek olarak, hem American Medical Association, hem de American Cancer Society orta düzeyde kafein tüketiminin güvenli olduğunu belirtmiştir.<br />
190’ın üzerinde ülkede, sağlık otoriteleri tarafından kafeinin güvenli olduğu kabul edilmiştir.<br />
Elbette her şeyde olduğu gibi kafeinin tüketim dozu sağlık açısından önemlidir. Günlük güvenli doz 300mg olarak kabul edilmektedir. Bu da 3–4 fincan Türk Kahvesi, 5–6 fincan hazır kahve, 6–8 fincan çay, 6 kutu kolalı içecekte bulunan miktarlardır. Kakao içeriğiyle çikolatada da bir miktar kafein bulunur. Gün içerisinde tüm bu besinleri bir arada tüketebildiğimiz için 2–3 fincan kahve tüketimini aşmamak önerilir. Bu miktar gün içerisinde tüketilen diğer kafein kaynaklarını ne kadar tükettiğimiz ile ilişkili olarak artıp azalabilir. Dolayısıyla kahve tüketen bireylerin belirttiğimiz diğer kafein kaynaklarını da dikkate alarak günlük 300 mg kafein tüketimini hiçbir koşulda geçmemeleri gerekir.<br />
<strong>-	Uyumadan önce kahve içmek uykunun kalitesini etkiler mi?</strong><br />
Son dönemde yapılan bu tür bir araştırma, günlük yedi fincana kadar kahve içmenin daha az uyumamız ile ilişkili olmadığını göstermiştir. Eğer kafeine bir hassasiyet varsa uykuya dalış süresi biraz uzayabilmekle beraber rüya görme sürecinde ve uyku kalitesine herhangi bir etkisi olmadığı yönünde veri mevcuttur. Aynı çalışmada ve bazı benzer çalışmalarda gün boyu yaşanılan problemleri düşünerek yatağa yatmanın uykuya dalış süresini de kahveden çok daha fazla uzattığı belirtiliyor. Yanı uyku sürecinde günlük stresler kahve tüketimine göre daha fazla etkin olabileceği anlaşılabilmektedir.<br />
<strong>-	Kahve tüketimiyle bazı hastalıklardan korunmanın mümkün olabildiğine yönelik bazı verilerin olduğunu duyuyoruz. Doğru mudur?</strong><br />
Kahve tüketiminin Parkinson, Alzheimer, Tip2 diyabet ve bazı karaciğer hastalıkları, karaciğer ve kolon kanseri üzerine önleyici veya bu hastalıkların seyrine olumlu etkilerini gösteren çalışmalar umut vericidir. Yine de kesin konuşmak için daha fazla sayıda çalışmaya ihtiyaç vardır. Bugün bilimin geldiği noktada kahvenin fiziksel ve zihinsel performansı arttırabileceği, iyi bir antioksidan kaynağı olduğunu ve günlük sıvı alımına katkıda bulunabildiğini daha rahat söyleyebilmekteyiz.<br />
<strong>-	Kahvenin enerjisi/kalorisi var mı?</strong><br />
Kahve bir fincanda 1–3 kalori kadar enerji içerdiği için kalorisiz içecekler sınıfına dahildir. Kahvenin enerji içeriğini arttıran uygulamanın içine konan şeker olduğunu belirtmek gerekir.<br />
<strong>-	Rejim yapan kişilerin günlük beslenmesinde kahve yer alabilir mi?</strong><br />
Enerji içermediği için tabii ki yer alabilir. Zaten zayıflama diyetlerinde tüm besinler ve içecekler yer alabilmekte ancak tüketilen miktara dikkat etmek gerekir. Çalışmalar kahve tüketiminin metabolizma hızında ortalama %6 civarında (%2 – 12 arasında) bir artış yaratabileceğini göstermektedir. Özellikle kilo vermek için olmasa da, yüksek kalori içeren diğer alternatifler yerine sıvı alımına da katkıda bulunabildiği için tercih edilebilir.<br />
<h3>Benzer Başlıklar </h3>
<ul class="related_post">
<li><a href="http://www.gidateknik.com/kahvede-firtinalar-esiyor" title="Kahvede &#8216;fırtınalar&#8217; esiyor">Kahvede &#8216;fırtınalar&#8217; esiyor</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/kahfee-daha-cok-kahveseverle-bulusacak" title="Kahfee, daha çok kahveseverle buluşacak">Kahfee, daha çok kahveseverle buluşacak</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/50-yillik-madenci-ev-kuracak" title="50 yıllık &#8216;Madenci&#8217; ev kuracak">50 yıllık &#8216;Madenci&#8217; ev kuracak</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/kahve-dunyasi%e2%80%99na-temiz-hava-standardi-odulu" title="Kahve Dünyası’na temiz hava standardı ödülü">Kahve Dünyası’na temiz hava standardı ödülü</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/kahve-dunyasi-sundaysky-festivalinde" title="Kahve Dünyası, sun.day.sky festivalinde">Kahve Dünyası, sun.day.sky festivalinde</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gidateknik.com/doganin-mucizesi-kahveyi-yeniden-kesfedin/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Süt Tozu Üretim Sistemleri</title>
		<link>http://www.gidateknik.com/sut-tozu-uretim-sistemleri</link>
		<comments>http://www.gidateknik.com/sut-tozu-uretim-sistemleri#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Oct 2009 08:13:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Süt Tozu]]></category>
		<category><![CDATA[Süt Tozu Üretim Makinaları]]></category>
		<category><![CDATA[Süt Tozu Üretimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gidateknik.com/?p=3092</guid>
		<description><![CDATA[Süt Tozu Üretimi
Bu yazıda fabrika şartlarında süt tozu üretim sistemini inceleyeceğiz. Verilen rakamlar her fabrikaya göre değişiklik gösterebilir.
Bahsedelen süt tozu üretim sistemi buharlaştırma ve püskürtme bölümleri olmak üzere 2 kısımdan oluşur. Çalışma ilkesi sütün kuru madde oranının yükseltilip daha sonra püskürtülerek toz hale getirilmesine dayanıyor.
6-7 derecede bekleme tankında bulunan süt ilk olarak popma yardımıyla dengeleme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-3093 alignleft" title="sü tozu" src="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/10/sü-tozu.jpg" alt="sü tozu" width="236" height="177" /><strong>Süt Tozu Üretimi</strong><br />
Bu yazıda fabrika şartlarında süt tozu üretim sistemini inceleyeceğiz. Verilen rakamlar her fabrikaya göre değişiklik gösterebilir.<br />
Bahsedelen süt tozu üretim sistemi buharlaştırma ve püskürtme bölümleri olmak üzere 2 kısımdan oluşur. Çalışma ilkesi sütün kuru madde oranının yükseltilip daha sonra püskürtülerek toz hale getirilmesine dayanıyor.<br />
6-7 derecede bekleme tankında bulunan süt ilk olarak popma yardımıyla dengeleme tankına gelir. Dengeleme tankından çıkan süt ilk olarak 1. ısıtıcıya girer. 1. ısıtıcıdan çıkan sütün sıcaklığı 45 derece civarındadır. Daha sonra 2. ısıtııya geçen sütün sıcaklığı 55 dereceye ulaşır. Son olarak 3. ısıtıcıya giren süt burada 65 dereceye kadar ulaşır. Buradan çıkan süt 80-85 dereceye kadar ısıtılarak pastörize edilmesi sağlanır.<br />
Süt pastörize edildikten sonra sütün kuru madde oranının yükseltilmesi için kalendralara gönderilir. Kalendralar sütün içersindeki su miktarının azaltılması için kullanılır. Süt toplamda 5 tane kalendradan geçer. 1, 2, 3, 4. kalend<a href="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/10/süt-tozu-üretimi.jpg"><img class="size-full wp-image-3094 alignright" title="süt tozu üretimi" src="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/10/süt-tozu-üretimi.jpg" alt="süt tozu üretimi" width="177" height="236" /></a>radan çıkan sütün kuru madde oranı sırasıyla %40, %42, %44, %46 seviyelerine kadar çıkar. her kalendrada 2 devir yaptıktan sonra süt  finisher adı verilen  son kalendraya girer ve burada 5 devir yaptıktan sonra kuru madde oranı %49- 50 seviyelerine kadar ulaşır.  Kalendralar vakum altında çalışan sistemlerdir. Vakum etkisi ise kalendralardan yükselen buharın soğuk su sayesinde aniden soğutulması ile elde edilir. Bu işlem sonucunda vakum etkisi oluşur.<br />
Kurumadde oranı %50 civarına gelen süt konsantresi toz haline getirilmek üzere püskürtme bölümüne gönderilir.</p>
<p><strong>Püskürtme Bölümü</strong><br />
%50 kurumadde oranına ulaşmış konsantre süt 70-80 derece sıcaklıkta tekrar pastörize edildikten sonra kurutma kulesine yollanır. Kurutma kulesini dev bir huni gibi düşünebilirsiniz. Bu dev huninin en tepesinde atomizer adı verilen püskürtücü bulunur. %50 konsantrasyona<a href="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/10/süt-tozu.jpg"><img class="size-full wp-image-3095 alignleft" title="süt tozu" src="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/10/süt-tozu.jpg" alt="süt tozu" width="156" height="117" /></a> sahip süt diskin içersine girer ve buradan 50-500 mikrometre çapında parçalara ayrılarak dev huninin içersine büyük bir hızla yollanır. Süt parçacıkları ne kadar küçük olursa kurutma hızı ve başarısı o kadar yüksek olacaktır. Çok küçük parçalara ayrılan süt 210 derecede hava ile huninin içersine sürüklenir. Huni içersinde kuruyan süt tozları altta toplanırken, kurutma işlemini yapan hava huninin ortasından dışarı çıkar. Süt tozu + hava karışımı siklon seperatörlerden geçerek havanın süt tozundan ayrılması sağlanır. Son olarak biriken süt tozları paketlenir.</p>
<p><strong>www.GidaTeknik.com</strong><br />
<h3>Benzer Başlıklar </h3>
<ul class="related_post">
<li><a href="http://www.gidateknik.com/sut-tozunda-kanserojen-madde-var" title="&#8220;Süt tozunda kanserojen madde var&#8221;">&#8220;Süt tozunda kanserojen madde var&#8221;</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/cinde-melaminli-sut-tozu-skandali" title="Çin&#8217;de melaminli süt tozu skandalı  	">Çin&#8217;de melaminli süt tozu skandalı  	</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/suttozu-uretimine-devletten-tesvik" title="Süttozu üretimine devletten teşvik">Süttozu üretimine devletten teşvik</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gidateknik.com/sut-tozu-uretim-sistemleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Genetiği değiştirilmiş organizmalar insanlık suçu mu ?</title>
		<link>http://www.gidateknik.com/genetigi-degistirilmis-gidalar</link>
		<comments>http://www.gidateknik.com/genetigi-degistirilmis-gidalar#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 14:17:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Genetiği değiştirilmiş organizmalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gidateknik.com/?p=1524</guid>
		<description><![CDATA[Son yılların en gözde tartışmalarından biri genetik olarak değişikliğe uğratılmış organizmalar üzerinedir. Kısa adıyla GMO ya da GDO (Genetically Modified Organisms-Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar), genetik müdahale yöntemleriyle genetik yapısına bitki, bakteri, virüs vb. herhangi bir başka canlıdan alınan gen veya genlerin aktarılmasıyla elde edilen yeni organizmalardır.
Ekimi en yaygın genetiği değiştirilmiş bitkiler soya, mısır, pamuk ve kanoladır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-1525 alignleft" title="genetik" src="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/07/genetik.jpg" alt="genetik" width="250" height="241" />Son yılların en gözde tartışmalarından biri genetik olarak değişikliğe uğratılmış organizmalar üzerinedir. Kısa adıyla GMO ya da GDO (Genetically Modified Organisms-Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar), genetik müdahale yöntemleriyle genetik yapısına bitki, bakteri, virüs vb. herhangi bir başka canlıdan alınan gen veya genlerin aktarılmasıyla elde edilen yeni organizmalardır.</p>
<p>Ekimi en yaygın genetiği değiştirilmiş bitkiler soya, mısır, pamuk ve kanoladır. Tübitak verilerine göre, dünyada üretilen 72 milyon hektar soyanın %5,5’ini, 140 milyon hektar mısırın %11’ini, 34 milyon hektar pamuğun %21’ini ve 25 milyon hektar kanolanın da %14’ünü transgenik çeşitler oluşturmaktadır (Kefi, 2005). Bununla birlikte, buğday, ayçiçeği, pirinç, domates, patates, papaya ve yer fıstığı gibi ürünlerin de transgenik olarak üretildiği, muz, ahududu, çilek, kiraz, ananas, biber, kavun ve karpuzun da denemelerinin yapıldığı bilinmektedir (Ölçü, 2005).</p>
<p>GDO’lu bitki ekim alanlarını büyükten küçüğe sıralanacak olursa bu ülkeler; ABD, Arjantin, Kanada, Brezilya, Çin, Avustralya, Hindistan, Romanya, Uruguay, İspanya, Meksika, Filipinler, Kolombiya, Bulgaristan, Honduras, Almanya ve Endonezya’dır. 2004 yılında ise Almanya ve Bulgaristan’ın listeden silinip Paraguay’ın eklenmesiyle ülke sayısı 17’ye inmiştir. Genetiği değiştirilmiş gıdaların ticaretinin yaygınlaştığı 1996 yılında, bu bitkileri eken ülke sayısı 6 iken, bu sayı 2003 yılında 3 kat artışla 18’e çıkmıştır (Ölçü, 2005).</p>
<p><strong>İsviçre, Tayland, Suudi Arabistan, Bolivya, Cezayir, Gana, Zambiya ve Gürcistan ise genetiği değiştirilmiş ürün yetiştiriciliğini yasaklayan ülkeler arasındadır.(Bloomberg, Warren Giles, 2006). İspanya, Avrupa ülkeleri içinde genetiği değiştirilmiş gıda ya da gıda bileşeni üretmeyen tek ülkedir</strong> (Gillis &amp;Blustein, 2006).</p>
<p>Türkiye’de GDO’ların ekimi, dikimi, üretimi ve ithalatı kanunen tamamıyla yasaktır. Ancak, 2003 yılında Türkiye’nin yurt dışından satın aldığı tarım ürünlerine ve bu ürünleri aldığı ülkelere bakacak olursak, satın alınan 800 bin ton soyanın %90’ının ve 1.8 milyon ton mısırın da %80’inin ABD ve Arjantin kaynaklı olduğunu görürüz. ABD ve Arjantin’den elde edilen ürünlerin özellikle de mısır ve soyanın GDO olmama ihtimali oldukça düşüktür. Fakat, Türkiye’de ne gümrüklerde ne de diğer bölgelerde GDO analizi yapabilecek alt yapıya sahip akredite bir laboratuar olmadığından, ithal edilen ürünler kontrolsüz olarak sınırlarımızdan girmektedir. (Ölçü, 2005, )</p>
<p>Dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli husus da, özellikle mısır ve soya gibi ürünlerin şekerlemeler, asitli içecekler, çocuk mamaları, sebze püreleri vb. birçok hazır gıda maddesinin içinde bulunduğudur. Mısırın 700, soyanın ise 900 çeşit gıda maddesi içinde kullanıldığı (Ölçü, 2005) düşünülürse transgenik gıdaların dolaylı tüketim miktarının önemi açıkça görülecektir.<img class="size-full wp-image-1527 alignright" title="genetik degistirilmis gidalar" src="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/07/genetik-degistirilmis-gidalar2.jpg" alt="genetik degistirilmis gidalar" width="306" height="210" /></p>
<p>GDO, oldukça tartışmalı bir teknolojidir ve somut etkilerinin görülebilmesi için uzun bir zamana ihtiyaç vardır. GDO sorunu aynı zamanda bir biyogüvenlik, biyoçeşitlilik, sağlıklı insan-hayvan-çevre ayrıca tekelleşme ve demokrasi sorunudur.</p>
<p>Biyogüvenlik sorunudur, çünkü, aktarılan gen kaynağından, genin aktarıldığı organizmaya istenen özelliklerin yanında istenmeyen özelliklerin de taşınması mümkündür.</p>
<p>Kaldı ki transfer edilen genin sadece aktarıldığı organizmadaki bazı etkileri şimdiden görülebilir. Oysa transgenik ürünleri tüketen insan ve hayvan bünyesindeki etkiler oldukça komplekstir ve zaman içinde birikerek ve değişerek ortaya çıkacaktır. Ayrıca GDO’lar biyolojik olarak yayılabilir özelliktedir. Yani bitkilere tozlaşma döneminde böcek, rüzgar vb. etkenlerle taşınan polenler, GDO kaynaklı ise, yapısına girdiği normal özellikteki bitkinin de genetiğini değiştirmektedir.</p>
<p><strong>Bu kontrolsüz bir aktarım olduğu için de sonuçlarının ne olacağı kestirilemez. Bu etkileşimin şeker pancarı ve kanola bitkisinde çok daha kolay olduğu bilinmektedir. </strong>(Ölçü, 2005)</p>
<p>Biyoçeşitlilik sorunudur, çünkü bitkilere aktarılan gen ya da genler için herhangi bir kaynak kısıtlaması yoktur. Evrimsel olarak farklı noktalardaki canlılardan birinden diğerine aktarılan gen ya da genlerin, aktarıldığı organizmada çalışabilmesi için o organizmanın yapısal değişikliğe uğraması gerekmektedir. Bu değişikliğin zaman içinde mevcut türlerde meydana getirebileceği etki ya da etkiler bilinmemektedir. Ayrıca GDO ürünlerin tarımının yaygınlaşmasına bağlı olarak, tozlaşma vb. doğal ve kontrolsüz etkilerle, bir bitkiden diğerine aktarılan genlerin, bulunduğu bitkinin özeliklerini değiştirmesiyle birlikte mevcut türlerin de azalması ve hatta tek tipleşmesi de olasıdır.</p>
<p>İnsan sağlığı sorunudur. Çünkü, alerjik, patolojik, toksikolojik ve kanserojenik etkileri henüz bilinmemektedir.</p>
<p>GDO’lardaki genetik değişiklik, bitkinin kurak şartlara daha iyi uyum göstermesini sağlamak, bitkiyi böcek benzeri zararlılardan korumak, çeşitli nedenlerden ötürü oluşan bitki hastalıklarına ve antibiyotiğe karşı bitkiye dayanıklılık kazandırmak, o bitkiden üretilecek gıdanın raf ömrünü uzatmak vb. amaçlarla yapılmaktadır. Tüm bu farklı amaçtaki etkilere sahip genlerin insan organizmasında meydana getirebileceği yararlı ya da zararlı etkiler ve bunların komplikasyonları henüz tanımlanmamıştır.</p>
<p>Örneğin antibiyotiğe dirençli gene sahip gıda ile beslenmiş bir hastanın antibiyotik tedavisine cevap verip vermeyeceği ya da ne ölçüde cevap vereceği bilinmemektedir.</p>
<p><strong>Bazı çevreler GDO’lu gıda tüketiminin pek çok hastalığın önemli etkenlerinden biri olduğunu ileri sürmektedir. Bunların başlıcaları, koroner kalp hastalıkları ve alzaymer olarak gösterilmektedir. Bu hastalık listesini diyabetten kronik kalp hastalığına, romatizmadan arterioskleroza kadar uzatmak mümkün.</strong> (Topal, 2005)</p>
<p>İlginçtir ki Avrupa Birliği 1998’de hormonla muamele edilmiş sığır etleri ve ürünlerini kanser riski taşıdığı endişesiyle satın almayı reddettiğinde ABD ve Kanada tarafından 126 milyon dolar ödemeye mahkûm edilmiştir.</p>
<p>Gerekçe ise AB’nin bu ürünleri tüketenlerin kanser olduğunu bilimsel olarak kanıtlayamamış olmasıdır (Bloomberg, Warren Giles, 2006). Aynı ülkeler şimdi de aslında bilimsel olarak imkansız olan bu gerekçeyi GDO’ları reddetmenin tek şartı olarak sunuyor. Çünkü biliyorlar ki kanser gibi hastalıklar yalnızca bir faktörden dolayı oluşmaz ve her zaman saklanacakları başka bir faktör bulmak mümkündür. Bununla birlikte bu hususta taraflı “bilim insanları”nın etkisi de tartışılabilir.</p>
<p>Hayvan sağlığı sorunudur. Çünkü GDO’ların zehrinden ölen böcekleri yiyen diğer hayvanlar da genetiği değiştirilmiş bu organizmalardan etkilenebilirler.</p>
<p>Ayrıca polenlerin taşınmasına yardım eden canlılar bu olay sırasında bahsi geçen organizmaların “zararlı” etkilerinden nasiplerini alırlar. Bununla birlikte GDO bitkiler hayvan yemi olarak kullanılmak üzere de yetiştirildiğinden hayvanlar da doğrudan tüm risklere açıktır.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki tabiat barındırdığı tüm canlı çeşitleriyle bir bütün olduğundan bir türün risk altında olması diğer türlerin de risk altında olması anlamına gelir.</p>
<p>Çevre sağlığı sorunudur. Çünkü, kimyasallara olan bağımlılık artmaktadır. ABD, Arjantin ve Kanada gibi biyoteknoloji devleri her ne kadar “GDOlar için daha az kimyasal kullanmak yeterli olacaktır” söylemiyle yola çıktılarsa da, ürettikleri GDO tohumlarını patentledikleri gibi bu organizmaların yetiştirilmesi sırasında kullanılacak kimyasalları üreten şirketleri de satın alarak çiftçiye “bu ilaçları kullanırsanız ürününüz asla zarar görmeyecektir” garantisini vermişlerdir.</p>
<p>Yapılan araştırmalar, bu politikanın, GDO yetiştiren çiftçilerin ürüne zarar vermediği gerekçesiyle normal olarak kullandıklarından çok daha fazla miktarda kimyasal kullanmalarına neden olduğunu göstermiştir. Bundan başka, bitkinin hasadıyla birlikte toprağa karışan gen ve gen artıkları topraktaki mikroorganizma yapısını ve toprağın kimyasını bozmaktadır. Ayrıca GDOların savunma amaçlı ürettikleri toksinlere böcek ve diğer zararlıların ya da bulaşabileceği başka bir canlının direnç geliştirme ihtimali de unutulmamalıdır. Örneğin birkaç ay önce İngiltere’de yağlık tohum kolzada kullanılan bir gen dizisinin aynı tarlada yetişen yabani hardala bulaştığı tespit edildi. Bulaşan gen dizisi o kolzada ot ilacına dayanıklılık sağlayan bir gen dizisi. Yabani ot ilacı, yabani ota da bulaşırsa bu tehlike demektir. Çünkü bu durum o yabani otun artık daha güçlü ilaçlarla yok edilebileceği anlamına gelir (Bayram, 2006).</p>
<p><strong>Daha güçlü ilaç ya da daha fazla kimyasal ise daha fazla çevre kirliliği demektir.</strong></p>
<p>Tekelleşme ve sosyo-ekonomik bir sorundur. Çünkü, üretilen bitki tohumları patentlenmektedir. Monsanto, DuPont ve Syngenta Dow gibi biyoteknoloji devleri GDO ürün piyasasını ellerinde tutmaktadırlar.</p>
<p>Pastanın en büyük dilimi ise (yaklaşık %90) Monsanto’ya aittir. Bu şirketler yalnızca tohumları patentlemekle kalmayıp, zirai mücadele ilacı üreten firmaları da satın almakta ve bu alanı da tekelleştirmektedirler. Ayrıca oluşturdukları lobilerle hükümetler ve birebir çiftçilerle de anlaşmalar yaparak yalnızca daha fazla kar amacı güden taleplerinin karşılanmasını sağlamakta ve kendilerine bağımlı hale getirmektedirler.</p>
<p>En çarpıcı örneklerden birisi “Basmati” tohumudur. Ezelden beri Hindistan’a ait olan “Basmati” adındaki çeltik tohumunun patentini Texas’lı bir şirket almış ve adını “Texati” koymuştur. Hindistan’a ait olan bu çeltik artık Texas’lı bir şirketindir ve bu tohumu ekmek isteyenler artık bu yabancı şirketten satın almak zorundadırlar.</p>
<p>Bu konuya ilişkin son gelişme, geçtiğimiz günlerde (7 Şubat 2006) yapılan toplantıda Dünya Ticaret Örgütü’nün, Avrupa Birliği ve 6 üye ülkesinin genetiği değiştirilmiş gıda ve ürünlerini kabul etmeyerek uluslararası ticaret yasalarını ihlal ettiğini açıklamasıdır. Bahsi geçen bu 6 ülke belli başlı bazı biyoteknolojik ürünler konusunda ulusal yasak getiren Avusturya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İtalya ve Lüksemburg’tur ( GİLLİS &amp; BLUSTEİN, 2006).</p>
<p>(REHBERİMİZ AB’NİN HALİ PÜRMELALİ)</p>
<p>Genetiği değiştirilmiş ürünler ilk olarak 1990’ların ortalarında ABD’de pazara girmiştir. Bugüne kadar geliştirilmiş olan transgenik ürünlerin büyük çoğunluğu ticari anlamda başarısızlığa uğramış olmakla birlikte Monsanto, Sygenta ve diğer tarımsal üretim yapan büyük şirketlerin geliştirdiği ürünler dikkate değer bir ticari başarı elde etmiştir. Amerika’nın aksine, Avrupa’da transgenik ürün fabrikasyonunda gelişmeler 1998’de başlamıştır. Ancak bundan önce ABD, Avrupa’ya her yıl tonlarca transgenik ürün satmıştır. Avrupa Birliği 1998’den 2004’e kadar olan altı yıllık süreçte yeni transgenik ürün alımı için gereken resmi izinleri durdurmuştur. Bahsi geçen altı ülke de Avrupa genelinde geniş yayılma alanına sahip bu tür ürünlere ulusal yasak getirmiştir. İşte Amerika ve müttefiklerinin DTÖ yasalarınca yeni ürünler için dayatması son toplantıda gerçekleşmiş ve ABD, ulusal yasakların ancak sağlam bilimsel dayanaklarla konabileceği şartını dile getirmiştir. Sonuç olarak da toplantı ABD, Arjantin ve Kanada’nın AB’yi şikâyetinin haklı bulunması ve durumun bu üç büyük biyoteknoloji ülkesi lehine değiştirilmesi kararıyla sona ermiştir (GİLLİS &amp;BLUSTEİN, 2006)</p>
<p>ABD “ticari yasa ihlali” konusunu ilk defa 2003’te, AB, üye ülkelerinde üretilecek ya da satılacak GDO’lu ürün çeşidi sayısını 18’de durdurduğu ve yeni çeşitler üzerinde GDO denemelerine karşı de facto bir moratoryumu başlattığı zaman dile getirmişti. Şimdi ise Avrupa, DTÖ’nün “yeni ürünler için lisans alınmasını engellemek üzere moratoryum ilan ederek uluslar arası ticaret kurallarını bozduğu” kararıyla, pazarına GDO ürünleri sokmak hususunda yeniden baskı altında ( Miller &amp; Kilman, 2006). AB 2004’te özellikle ABD’de yaygın olarak yetişen tatlı mısırın pazarına girmesini kabul etmesiyle moratoryumu sona erdirmişti. (Cage, 2006)</p>
<p><img class="size-full wp-image-1526 alignleft" title="genetik-degistirilmis-gidalar1" src="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/07/genetik-degistirilmis-gidalar1.jpg" alt="genetik-degistirilmis-gidalar1" width="225" height="168" />Ayrıca ABD, Avrupa’da genetiği değiştirilmiş ürünler ile ilgili yapılan çalışmaları çok yavaş olarak nitelemekte ve Avrupalı tüketicilerin bu tür ürünlerin ayırt edilmesi ve GDO olarak etiketlenmesi isteğinin de (biyoteknoloji şirketlerinin baskılarının da etkisiyle) “gereksiz” olduğunu bildirmektedir. (GİLLİS &amp; BLUSTEİN 2006) Dikkate değer bir diğer konu da Amerikan ticaret heyetinin yeni onay istemlerinin GDO ÜRÜN ÜRETMEK DEĞİL, BU ÜRÜNLERİ İTHAL ETMEK doğrultusunda olmasıdır. ( POLLACK, 2006)</p>
<p>Avrupa’nın karar karşısında vereceği tepki oldukça önemlidir. Zira alınan karar, en son yasal yayımlanma sürecine kadar değiştirilmez ise AB üye ülkelerinde, Asya ve Afrika’nın DTÖ’ye üye birçok ülkesinde hatta Amerika’nın bazı ülkelerinde bile genetiği değiştirilmiş ürünlerin kabul edilmesine yönelik bir silah olarak kullanılabilir. Sonuç ABD’de, 2003 yılında Bush yönetimini bu konuda baskılamış olan ve hala aynı amacı güden bazı pro-biyoteknoloji grupları tarafından sevinçle karşılandı. Çiftlik sahipleri ve biyoteknoloji avukatları bu kararın, transgenik ürünler konusunda Avrupa’nın direncini kıracağını ve daha da önemlisi dünya çapında oluşan anti-biyo teknoloji yaklaşımını yumuşatacağını umuyorlar. ( GİLLİS &amp; BLUSTEİN 2006) Ulusal mısır üreticileri başkanı Leon Corzine, DTÖ kararı için “bu dünyaya Avrupa’nın yanlış olduğunu anlatan net bir mesajdır” dedi ve ekledi : “Moratoryumun bir sonucu olarak Avrupa’ya yapılan ihracatlarda her yıl 300 milyon dolar kaybediliyor.” ( POLLACK, 2006) Karara, yasalaşmadan itiraz edilebilir. Aksi taktirde sadece partilerin temyize gitme hakkı vardır. Avrupa kararı görmezden gelebilir ve ABD’ye yaptığı bazı ihracatlarda misilleme gümrük tarifeleri uygulayabilir. 1990’ların sonunda ABD’nin Ticaret Örgütündeki davayı kazanmasına rağmen, Avrupa hala hormonla muamele edilmiş sığır eti ve ürünlerini pazarına sokmamaktadır (POLLACK, 2006).</p>
<p>Washington’un, Avrupa pazarını GDO’ya açma çabası hala sürüyor. Çünkü biyoteknoloji şirketleri bir gün Batı Avrupa’nın kendileri için büyük bir pazar olabileceğini düşünüyorlar. Son on yılda Amerikan çiftçisinin arazilerini doyuran Monsanto, DuPont ve DowChemical gibi şirketlerin tohumlarını pazarlamak için yeni bölgelere ihtiyacı var ve Avrupa onlar için henüz el atılmamış en büyük pazar niteliğinde. Çünkü Avrupa Birliği üretimi altındaki 98 milyon hektar ekilebilir arazinin yetiştirdiği GDO ürün toplamı, tüm dünyada üretilen GDO ürünlerin %1’inden az.(Bloomberg&amp; GİLES, 2006). Geçen yıl dünya genelinde çiftçiler, çalıştıkları araziye genetiği değiştirilmiş tohum ekimi karşılığında 2.2 milyar dolar prim aldılar ( MİLLER &amp; KİLMAN, 2006). Ayrıca GDO’lu tohumlar hem Avrupa’ya hem de diğer ülkelere kaçak olarak sokulmaya devam ediyor.</p>
<p>Monsanto şu anda Türkiye’de ücretsiz olarak tohum dağıtıyor ve bunu özellikle ova bölgelerde yapıyor ki yayılımı ve çapraz kaçışları daha fazla olsun.</p>
<p>İnternette yayımlanan bir habere göre Antalya Havalimanında tesadüfen yapılan bavul aramalarından birinde her birinde yaklaşık 1000 adet domates tohumu olan 700 paket ele geçirilmiştir (Gürakan, 2005).</p>
<p>Avrupalı tüketiciler genetiği değiştirilmiş ürünler konusunda oldukça hassaslar. Avrupalı market zincirlerinin çoğu, genetiği değiştirilmiş bileşenler içeren gıda maddelerini stoklamayı reddediyor. Avrupalı tüketiciler, üreticilerden bu tür bileşenlere sahip gıda ürünlerinin mutlak suretle özel olarak etiketlenmesini talep ediyorlar.</p>
<p>1990’larda, dioxin’li tavuklar, öldürücü beyin hastalığına sebep olan sığır etleri gibi gıda güvenliği skandallarıyla çok canı yanan Avrupalıların, Avrupalı bilim insanlarına güveni oldukça azalmış, Amerikalılara ise hemen hemen hiç kalmamıştır ( GİLLİS &amp; BLUSTEİN, 2006).</p>
<p><strong>HAZIRLAN TÜRKİYE SIRA SENDE</strong></p>
<p>Açlıktan insanları ölen Afrikalı ülkelerin (Zambia) yöneticileri bile ABD’nin genetiği değiştirilmiş ürünlerden oluşan gıda yardımlarına itiraz etmişler, “normal gıda” talebinde ısrar etmişlerdir.</p>
<p>Ancak ABD’li yetkililerden aldıkları yanıt açık ve sert olmuştur: “dilencilerin seçme hakkı olamaz!” ( ÖLÇÜ, 2005).</p>
<p>Afrikalılar ise bunun üzerine 8 Şubat Çarşamba günü GDO gıdalara karşı durmaya yemin etmiştir. (Lusaka, SCHACİNDA, 2006) Washington’daki Ralph Nader tarafından kurulan tüketici grupları bilgi ağının bir parçası olan Global Ticareti İzleme Bürosu (global trade watch) yöneticisi Lori Wallach Dünya Ticaret Örgütü kararı sonucu ortaya çıkan bu durumu “geriletici ve yozlaştırıcı” olarak tanımlamış ve DTÖ’yü “dünyanın geri kalanına da, tüketici isteklerini ve bu tüketicilerin seçtiği yasal temsilcilerin sözlerini hiçe sayarak Frankeştayn gıdaları tüketmeye zorlamak”la suçlamıştır ( GİLLİS &amp;BLUSTEİN, 2006).</p>
<p>DTÖ’nün bu kararı Birleşmiş Milletlerin gıda güvenliği konulu Cartagena Protokolünde tartışıldı ve bilimsel kesinliği olmayan GDO ürünlere karşı tedbirli olma kararı çıktı. BM’ye üye 133 ülkenin bir çoğu aynı zamanda DTÖ üyesi de olduğundan ortada ulusal ve bölgesel bir karmaşa var (IATP,2006).</p>
<p>Demokrasi sorunudur. Çünkü, DTÖ’nün bu kararı hükümetleri ve bunların temsil ettikleri milletleri kendileri için neyin güvenli olduğu kararını vermekten yoksun bırakmaktadır.</p>
<p>Ayrıca tüketiciler mevcut etiketleme politikaları yüzünden ne tükettiklerini bilme hakkından mahrum bırakılmakta ve riskleri tam olarak belirlenmemiş bu organizmaların bünyelerinde yaratması olası tüm rahatsızlıklara bilinçdışı bir şekilde maruz kalmaktadırlar.</p>
<p>Sonuç olarak, GDO yeni ve kapsamlı etkileri olan bir teknolojidir ve risklerinin bilimsel olarak belirlenebilmesi için zamana ihtiyaç vardır. Burada sorulması gereken temel soru dünyanın bu ürünlere ihtiyacı olup olmadığıdır. GDO ilk olarak kaliteli ve ucuz gıda üretimi, dünyadaki açlığın önlenmesi, çevre kirliliğinin azaltılması ve gıdaları genetik olarak vitaminlerle takviye ederek beslenme yetersizliklerine çözüm bulmak vb gibi güzel söylemlerle ortaya çıkmıştır. Şu anki duruma bakılırsa GDO için vaat edilen hiçbir sav gerçekleşmemiştir.</p>
<p><strong>GDO ürünler kesinlikle daha kaliteli ya da daha ucuz değildir.</strong></p>
<p>Bu tür ürünler;<br />
- Piyasaya yerleşene kadar bir pazarlama tekniği olarak diğerlerinden daha ucuza satılabilir, ancak tüketimin artması, üretimin artmasına ve aynı zamanda patent hakkı dolayısıyla dayatılan bağımlılığın da artmasına neden olacağından bu ürünlerin sonrasında da aynı ucuzlukta olacağını ummak oldukça iyimser bir tutumdur.</p>
<p>- Çevre kirliliğini azaltmak bir yana çevre kirlenmesine katkıda bulunmuştur.</p>
<p>- En büyük GDO üreticileri olan ABD, Arjantin ve Kanada’nın açlarının sayısında bir azalma olmadığı istatistiklerde gayet açıktır.</p>
<p>- A vitamini yetersiz beslenmeye (ve buna bağlı körlük oluşumuna) çözüm olarak üretilen genetiği değiştirilmiş çeltiğin bir aldatmaca olduğu beslenme uzmanları tarafından açıkça deklare edilmiştir.</p>
<p>Şöyle ki, vücuda alındığında A vitaminine dönüşen yani A vitaminin pro- vitamini olan beta-karoten adlı maddeyi bünyesinde üretecek gene sahip çeltik üretilmiş ve buna “altın çeltik” denmiştir. Ancak göz ardı edilen önemli bir gerçek vardır, beta-karotenin A vitamine dönüşebilmesi için vücutta belli oranlarda yağ, protein ve çinko bulunması gerekmektedir. Zaten yetersiz olarak beslenen bir insanın vücudunda bu bileşenlerin gerekli oranlarda bulunma ihtimali oldukça düşüktür.( ÖLÇÜ,2005) Oysa günlük olarak alınması gereken A vitamini miktarı belli başlı sebzelerden, yumurtadan veya belli miktarda sütten kolaylıkla karşılanabilir.</p>
<p>GDO bilimsel açıdan da oldukça önemli bir teknolojidir ve teknolojinin karşısında olmak elbette ki düşünülemez. Ancak burada teknolojinin hangi amaçlar ya da gereklilikler doğrultusunda kullanılacağı, kullanımının hayati riskler taşıyıp taşımaması ya da hangi durumlarda taşıdığı, insani ve etik değerler açısından ne kadar doğru olup olmadığı da tartışılmalıdır. Unutulmamalıdır ki milyonlarca insanın doğrudan ya da dolaylı olarak ölümüne sebep olan atom bombası da önemli bir teknolojidir. GDO teknolojisi savunulan tüm olumlu kriterlere sahip olabilir, ancak bunun görülebilmesi için uzun bir zamana ve tarafsız araştırma sonuçlarına ihtiyaç vardır.</p>
<p>Türkiye’nin 11 bin, Avrupa kıtasında ise 14 bin bitki türü bulunmaktadır (ÖLÇÜ, 200 ) Dünyada mevcut doğal zenginlikler bir kısmı yok edilmesine rağmen oldukça doyurucudur.</p>
<p>FAO tarafından da ifade edildiği üzere açlığın nedeni, ne yetersiz tarım arazileri ne de yetersiz üretimdir, asıl sorun, üretilen ürünlerin adil pay edilememesinden kaynaklanmaktadır. Buna etki eden en önemli faktörler ise politik ve finansal nedenlerdir.</p>
<p><strong>Neşe Yılmaz</strong><br />
<strong>T.Ü.Gıda Mühendisliği</strong></p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong><br />
1- Dr. Servet KEFİ, Tarım ve Mühendislik TMMOB Ziraat Mühendisleri Yayın Organı Sayı : 72, Sayfa 24, 2005<br />
2- ÖLÇÜ, TMMOB Yayın Organı, Nisan 2005, Sayfa 112,113,114,117,119<br />
3- Bloomberg, Warren GİLES,  08,02,06<br />
4- Washington Post, Justin GİLLİS &amp; Paul BLUSTEİN, 08,02,06<br />
5- Tarım ve Mühendislik TMMOB Ziraat Mühendisleri Yayın Organı Sayı : 72, 2005, Prof. Dr. Şeminur Topal, Sayfa 11<br />
6- Mebruke BAYRAM, GDO’ya Hayır Platformu, 26,03,06 BİRGÜN<br />
7- Associated Press, Sam CAGE, 08,02,06<br />
8- New York Times, Andrew POLLACK, 08,02,06<br />
9- Wall Street Journel, Scott MİLLER &amp; Scott KİLMAN,  08,02,06<br />
10- Tarım ve Mühendislik TMMOB Ziraat Mühendisleri Yayın Organı Sayı : 72,  2005, Doç. Dr. Candan Gürakan, Sayfa 27<br />
11- REUTERS, Lusaka, Shapi SCHACİNDA, 08,02,06<br />
12- IATP Tarım ve Ticaret Politikaları Kuruluşu Halkla İlişkiler Yöneticisi Ben LİLLİSTON,  07,02,06   blilliston@iatp.org<br />
<h3>Benzer Başlıklar </h3>
<ul class="related_post">
<li><a href="http://www.gidateknik.com/gdo-ithalatinda-yapilan-duzenlemeler-tartismalari-buyuttu" title="GDO ithalatında yapılan düzenlemeler tartışmaları büyüttü">GDO ithalatında yapılan düzenlemeler tartışmaları büyüttü</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/avrupada-yasaklanan-gidalar-turkiyeye-girebilir-mi" title="Avrupa&#8217;da yasaklanan gıdalar Türkiye&#8217;ye girebilir mi?">Avrupa&#8217;da yasaklanan gıdalar Türkiye&#8217;ye girebilir mi?</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gidateknik.com/genetigi-degistirilmis-gidalar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ambalaj seçiminin önemi ve migrasyon</title>
		<link>http://www.gidateknik.com/ambalaj-seciminin-onemi-ve-migrasyon</link>
		<comments>http://www.gidateknik.com/ambalaj-seciminin-onemi-ve-migrasyon#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 10:15:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Merve Korkmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda Ambalaj]]></category>
		<category><![CDATA[Migrasyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gidateknik.com/?p=1223</guid>
		<description><![CDATA[Gıda üretimi yapan firmaların görevi sadece ürünü hijyenik ve uygun şartlarda üretmek değil, ürün elde edildikten sonrada ürüne uygun bir ambalajın şeçimini sağlamaktır. Uygun ambalaja konulmayan gıda ürünlerinin raf ömürlerinde ve tatlarında olumsuz anlamda büyük değişiklikler görülmektedir. Ayrıca sorun sadece raf ömrü ve tat ile de kalmayıp sağlık açısından da önemli problemler oluşturmaktadır.
Ambalaj ile ürün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-1224 alignleft" title="ambalaj" src="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/07/ambalaj.jpg" alt="ambalaj" width="313" height="251" />Gıda üretimi yapan firmaların görevi sadece ürünü hijyenik ve uygun şartlarda üretmek değil, ürün elde edildikten sonrada ürüne uygun bir ambalajın şeçimini sağlamaktır. Uygun ambalaja konulmayan gıda ürünlerinin raf ömürlerinde ve tatlarında olumsuz anlamda büyük değişiklikler görülmektedir. Ayrıca sorun sadece raf ömrü ve tat ile de kalmayıp sağlık açısından da önemli problemler oluşturmaktadır.<br />
Ambalaj ile ürün arasında meydana gelen tepkime ve alışverişleri engellemek ürünün kalitesini korumak için oldukça önemlidir. Gıda ile ambalaj arasında 2 farklı olay gerçekleşir. Bunlardan biri gıda da bulunan bileşenlerin ambalaja geçmesidir. Bu bileşenlerin başında aroma ve yağ maddeleri gelmektedir. Bu bileşenlerin ambalaja geçmesi sonucu üründe istenilen tat sağlanamamış olur. Gıdadan ambalaja maddelerin geçtiği gibi tam tersi şekilde ambalajdan da gıdaya bazı maddeler geçebilmektedir. Bu olaya ise migrasyon, mügrasyon sonucu gıdaya geçen maddelere ise migrant denilmektedir. Ambalajdan gıdaya geçen bu maddeler tat ve aroma kayıplarına neden olduğu gibi önemli sağlık sorunlarınada neden olabilmektedir.<br />
1973 yılında Amerika’da alkol ambalajı olarak PVC kullanılması sonucu alkol ve PVC arasında reaksiyon oluşmuş ve toksik etkileri görülmüştür.<br />
Amerika Birleflik Devletleri Gıda ve ilaç Dairesi (FDA) bu konuda bazı kriterler belirlemiştir. FDA’ya göre ambalajdan gıdaya geçen madde miktarı 10 mg/dm2 dan fazla olmamalıdır. Bu şekilde insan sağlığını korumayı amaçlamaktadır. Çünkü ambalajdan gıdaya geçen maddeler insanlar gözünde çok az bile gözükse de, belirli birikimden sonra ciddi sorunlara neden olabilir.<br />
Ambalajdan gıdaya geçen bu istenmeyen maddeleri etkileyen birçok farktör vardır. Bu faktörlerin bikaçınu şu şekilde özetleyebiliriz;<br />
<strong>Gıda maddesinin fiziksel durumu</strong>: Gıdanın katı, sıvı veya yarı sıvı olma durumu migrasyonu etkilemektedir.<br />
<strong>Gıdanın migrantı çekim gücü</strong>: Gıda migrantı ne kadar iyi absorbe ederse migrant geçişi o kadar hızlı olacaktır.<br />
<strong>Gıda ile ambalajın temas süresi</strong>: Temas süresi arttıkça gıda ile ambalaj arasındaki etkileşim süresi daha fazla artacağı için, daha fazla migrant geçişi olacaktır.<br />
<strong>Ortamın sıcaklığı</strong>: Ortam sıcaklığı yükseldikçe ambalaj metaryalinde yumşama ve migrant geçişinde artış görülecektir.<br />
<strong>Gıda ile ambalajın temas alanı</strong>: Temas alanının artması gıdada ki toplam migrant miktarını arttırmaktadır.<br />
Ambalaj materyalindeki migrant konsantrasyonu: Ambalaj materyalindeki migrant yoğunluğu arttıkça, gıdaya geçen migrantın  diffüzyon hızıda artmaktadır.</p>
<p>Gıda ambalaj seçiminde gıda-ambalaj materyali arasında gerçekleşen alışverişler dışında ambalajın bariyer özelliği de çok önemlidir. Örneğin ambalajlamamız gereken gıda oksijen ile temas ettiği zaman oksidasyona uğrayan bir yapıda ise oksijen ve ışık geçirmeyen bir ambalaj seçmemiz gerekiyor. Gıda ürünlerinin ambalajlanması için cam, EVOH, PVC, PVDC, PET, PP, PS, LDPE, HDPE, PE gibi çok çeşitli alternatifler mevcut. Bir sonraki yazımızda saymış olduğumuz ambalaj materyalleri ve bariyer özellikleri hakkında bilgi vereceğiz.<br />
<h3>Benzer Başlıklar </h3>
<ul class="related_post">
<li><a href="http://www.gidateknik.com/toparlanma-sinyalini-ambalaj-sektoru-verdi" title="Toparlanma sinyalini ambalaj sektörü verdi">Toparlanma sinyalini ambalaj sektörü verdi</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/plastik-kaplar-tehlike-saciyor" title="Plastik kaplar tehlike saçıyor!">Plastik kaplar tehlike saçıyor!</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/istanbul-ambalaj-fuari-2009" title="İstanbul Ambalaj Fuarı 2009">İstanbul Ambalaj Fuarı 2009</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/map-modifiye-atmosfer-paketleme" title="(MAP) Modifiye Atmosfer Paketleme">(MAP) Modifiye Atmosfer Paketleme</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gidateknik.com/ambalaj-seciminin-onemi-ve-migrasyon/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seperatörler ve Genel Özellikleri</title>
		<link>http://www.gidateknik.com/seperatorler-ve-genel-ozellikleri</link>
		<comments>http://www.gidateknik.com/seperatorler-ve-genel-ozellikleri#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Apr 2009 23:31:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayraktar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gıda Endüstri Makinaları]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Dekanter seperatörler]]></category>
		<category><![CDATA[Gaz 
Seperatörü]]></category>
		<category><![CDATA[Krema Seperatörü]]></category>
		<category><![CDATA[Seperasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Seperatör]]></category>
		<category><![CDATA[Seperatör Özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Seperatörün Yapısı]]></category>
		<category><![CDATA[Siklon Seperatörler]]></category>
		<category><![CDATA[Süt Seperatörleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gidateknik.com/?p=399</guid>
		<description><![CDATA[Seperatörler, merkezkaç kuvveti oluşturarak anafaz içersindeki istenmeyen parçaların ayrılmasında kullanılan yüksek devirli makinalardır. Özellikle süt işlemesi sırasından çok fazla kullanılan seperatörler, süttün içindeki kremanın değişik oranlarda ayrılmasında, sütün içersindeki pisliklerin temizlenmesinde, peyniraltı suyu içersindeki yağın veya telemenin ayrılmasında ve daha birçok amaç için kullanılabilir.
Seperatörün yapısını yan taraftaki resime bakarak gözünüzde canlandırabilirsiniz.Şekilde de görüldüğü gibi besleme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><strong><a href="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/03/seperator.jpg"><img class="size-full wp-image-400 alignleft" title="seperator" src="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/03/seperator.jpg" alt="seperator" width="328" height="262" /></a>Seperatörler</strong>, merkezkaç kuvveti oluşturarak anafaz içersindeki istenmeyen parçaların ayrılmasında kullanılan yüksek devirli makinalardır. Özellikle süt işlemesi sırasından çok fazla kullanılan seperatörler, süttün içindeki kremanın değişik oranlarda ayrılmasında, sütün içersindeki pisliklerin temizlenmesinde, peyniraltı suyu içersindeki yağın veya telemenin ayrılmasında ve daha birçok amaç için kullanılabilir.</p>
<p class="MsoNormal">Seperatörün yapısını yan taraftaki resime bakarak gözünüzde canlandırabilirsiniz.Şekilde de görüldüğü gibi besleme noktasından giren süt, aralarında 0.4 mm boşluk bulunan 110 adet konik plaka arasından geçerek yukarı yönde ilerlemektedir. Bu işlem sırasında seperatör çok yüksek devir ile kendi ekseni etrafında döndüğü için, anafaz içersindeki<span> </span>ayrılmasını istediğimiz farkılı yoğunluktaki maddeler seperatörün dış duvarlarına doğru hareket etmeye başlar ve burada birikir. Yoğunluğu az olan maddeler merkeze yakın tarafta birikirken, yoğunluğu fazla olan maddeler santrifuj kuvveti etkisiyle dış tarafta birikmeye başlar. Yoğunluğu düşük olan faz seperatör çıkışından dışarı çıkar.</p>
<p class="MsoNormal">Seperatör duvarında birikmiş olan yoğunluğu yüksek fazın dışarı alınması için 2 yöntem vardır. Bunlardan biri otomatik seperatör adı verdiğimiz kendi temizliğini kendi yapan ve insan gücüne ihtiyaç duymayan seperatörlerdir. Bu seperatörlerin gövdesinde seperatör çalışırken kapalı durumda olan bir yarık bulunur. Çalşma esnasında birikmiş olan yüksek yoğunluktaki fazın dışarıya alınması için bu yarığın 0.15 sn açılıp-kapatılması yeterlidir. Otomatik seperatörlerde bu işlem saatte bir yapılmaktadır.</p>
<p class="MsoNormal">Kendi kendini temizleyemeyen seperatörlede insan gücüne ihtiyaç duyulduğundan ve zaman kaybı meydana geldiğinden firmalar otomatik seperatörleri tercih etmektedir.</p>
<p><strong>Dekanter seperatörler</strong> : Pıhtılaştırılmış kremasız sütten kazeinin ayrılmasıda ve <span> </span>kazein suyunun alınmasıda kullanılan, santrifüj kuvveti etkisine göre çalışan seperatörlerdir.</p>
<p><strong><a href="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/03/siklon-seperator.png"><img class="size-full wp-image-401 alignright" title="siklon-seperator" src="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/03/siklon-seperator.png" alt="siklon-seperator" width="128" height="289" /></a>Siklon Seperatörler</strong> : Gaz faz içersindeki katı parçaları ayırmak için kullanılan, santrifüj ilkesine göre çalışan seperatörlerdir.</p>
<p class="MsoNormal">Siklon seperatörler özellikle süt tozu üretiminde oldukça sık kullanılan makinalardır. Yüksek sıcaklıkta hava ile kurutulan konsantre sütün hava ile ayrılmasında siklon seperatörler kullanılmaktadır.</p>
<p class="MsoNormal">Siklon seperatörlere giriş yapan hava + katı karşımı radyal hareketler yaparak seperatör içersinde aşağıya doğru inmektedir. Santrifüj kuvveti ile hava içersindeki katı parçalar seperatör duvarlarına fırlatılır ve bu fırlatılan katı parçalar seperatörün altından toz halde çıkar. Seperatör içersinde radyal hareketler çizen hava ise aşağı indikten sonra merkez boyunca küçük dairesel hareketler çizerek yukarı doğru çıkar ve burada seperatörü terk eder.</p>
<h3>Diğer Başlıklar</h3>
<ul class="related_post">
<li><a href="http://www.gidateknik.com/pinar-su-ingiltereye-girdi" title="Pınar Su İngiltere&#8217;ye girdi 	">Pınar Su İngiltere&#8217;ye girdi 	</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/ahmet-cakmakyilda-150-bin-ton-merdiven-alti-uretim-yapiliyor" title="Ahmet Çakmak:Yılda 150 bin ton merdiven altı üretim yapılıyor">Ahmet Çakmak:Yılda 150 bin ton merdiven altı üretim yapılıyor</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/dunya-gida-fiyatlari" title="Dünya gıda fiyatları">Dünya gıda fiyatları</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/japonyada-sut-ve-sebze-urunlerine-yasaklama" title="Japonya&#8217;da süt ve sebze ürünlerine yasaklama ">Japonya&#8217;da süt ve sebze ürünlerine yasaklama </a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/aydin-abi%e2%80%99ye-dogan-yanlis-yatirim-yaptirdilar" title="Aydın Abi’ye (Doğan) yanlış yatırım yaptırdılar">Aydın Abi’ye (Doğan) yanlış yatırım yaptırdılar</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gidateknik.com/seperatorler-ve-genel-ozellikleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>(MAP) Modifiye Atmosfer Paketleme</title>
		<link>http://www.gidateknik.com/map-modifiye-atmosfer-paketleme</link>
		<comments>http://www.gidateknik.com/map-modifiye-atmosfer-paketleme#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2009 21:54:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Etin Ambalajlanması]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda Ambalaj]]></category>
		<category><![CDATA[Modifiye Atmosfer Paketleme]]></category>
		<category><![CDATA[Paketleme Makinaları]]></category>
		<category><![CDATA[PVDC Ambalajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gidateknik.com/?p=458</guid>
		<description><![CDATA[(MAP) Modifiye Atmosfer Paketleme
MAP, Modiyife Atmosfer Paketleme’nin kısaltılmış halidir. Paket içersindeki havanın değiştirilerek modifiye edilmesi anlamına geliyor. Yani ambalajın içersinde bulunan gaz türünü ve bu gazların ne oranlarda olacağına biz karar veriyoruz.
Modifiye Atmosfer Paketleme’nin geçmişine baktığımızda ilk olarak 1970 yılında Avrupa’da kullanıldığını görüyoruz. Amerika ise bu uygulamaya 1980’li yıllarda başlamıştır.
Normal atmosferde paketleme yerine Modifiye Atmosfer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/03/modifiye-atmosfer-paketleme.jpg"><img class="size-medium wp-image-459 alignleft" title="modifiye-atmosfer-paketleme" src="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/03/modifiye-atmosfer-paketleme-300x224.jpg" alt="modifiye-atmosfer-paketleme" width="316" height="236" /></a><strong>(MAP) Modifiye Atmosfer Paketleme</strong></p>
<p>MAP, Modiyife Atmosfer Paketleme’nin kısaltılmış halidir. Paket içersindeki havanın değiştirilerek modifiye edilmesi anlamına geliyor. Yani ambalajın içersinde bulunan gaz türünü ve bu gazların ne oranlarda olacağına biz karar veriyoruz.<br />
Modifiye Atmosfer Paketleme’nin geçmişine baktığımızda ilk olarak 1970 yılında Avrupa’da kullanıldığını görüyoruz. Amerika ise bu uygulamaya 1980’li yıllarda başlamıştır.<br />
Normal atmosferde paketleme yerine Modifiye Atmosfer Paketleme’de paketleme yapmanın hem tüketici hem de üretici açısından birçok faydası var.<br />
Yapılan araştırmalarda oksijen oranı yüksek ortamda paketlenen ürünlerin renginde ve tadında bir takım olumsuz değişiklikler görülmüştür ve ürünün raf ömrünün kısalmasına neden olmuştur. Bu ürünlerden bir taneside ettir. Et normal şartlarda paketlendiği takdirde ortamda bulunan oksijen, ette ki myoglobini okside ederek etin renginin esmerleşmesine neden olur. Damarlar arasındaki oksijeni depolayan ve ete parlak kırmızımsı rengi vererek taze görünmesini sağlayan myoglobinin oksidasyonunu engellemenin en önemli yollarından biri Modifiye Atmosfer Paketlemedir. Yapılan deneylerde göstermiştir ki ortamda bulunan oksijen oranı ne kadar artarsa, ette ki esmerleşmede önemli oranda arttırmaktadır.<br />
Sadece et değil, diğer ürünlerde de ortamın atmosferini değiştirerek hem raf ömrünü uzatmak hem de ürünün tazeliğini korumak mümkündür.</p>
<p>Modifiye Atmosfer Paketleme’nin en büyük avantajlarından biri ise kimyasal katkı maddelerinin kullanımını engellemektir. Oksidasyonu engellemek için antioksidan kullanmak yerine Modifiye Atmosfer Paketleme ile oksidasyon sorununu engelleyebiliriz.</p>
<p><strong>Modifiye Atmosfer Paketleme’de kullanılan gazlar:</strong></p>
<p>Modifiye Atmosfer Paketleme’de en çok kullanılan gazların başında karbondioksit, oksijen ve azot gazı gelmektedir. Özellikle azot gazının yağ ve suda çözünemiyor olması ve tatsız olması  MAP’de neden bu kadar çok kullanıldığını bize açıklıyor.<br />
MAP’nin başarılı olması için paketleme sırasında kullanılan gazlar ve bu gazların hangi oranlarda katılacağı büyük önem taşır. Örneğin; Eğer ürünümüzde oksijenli solunum yapan mikroorganzimaların gelişimini engellemek istiyorsak ortamdaki oksijeni alıp bunun yerine karbondioksit ve azot gazı vermemiz mantıklı olabilir. Fakat MAP yaparken dikkat edilmesi gereken en kritik noktalardan biri kullanılan gazların ne oranda verilmesi gerektiğidir. Ortamdaki oksijeni alarak oksijenli solunum yapan mikroorganizmaların gelişimini inhibe ederken, yüksek karbondioksit orananından dolayı oksijensiz solunum yapan mikroorganizmaların gelişimini destekleyebiliriz. Bu nedenle kullanacağımız gazlar ve bileşimleri büyük öneme sahiptir. Eğer amacımız mikrobiyal gelişimi inhibe etmekse karışımdaki CO2 değeri mümkün olduğunca yüksek olmalıdır. Genellikle %30-60 CO2 ve %40-70 N2 uygundur. Asıl sorununuz mikrobiyal gelişme değil de üründe oksidasyon sonucu oluşan acılaşmayı engellemekse, bu durumda %100 azot veya azot-karbondioksit karışımı koyulabilir.</p>
<p><strong>Modifiye Atmosfer Paketleme’de ambalaj seçimi:</strong></p>
<p>MAP’ta kullanılan ambalaj da MAP’ın başarısını etkileyen faktörlerden biridir. Eğer ürünümüz solunum yapıyorsa bu durumda yüksek geçirgenliğe sahip bir paketleme meteryali kullanılabilir. Fakat ambalajımızın içerisindeki gaz bilişiminin değişmesini istemediğimiz durumlarda PVDC gibi mükemmel bariyer özellik gösteren ambalajlar kullanmakta yarar var.</p>
<p>Kısacası MAP ürünün tazeliğini ve raf ömrünü uzatmak için oldukça avantajlı bir uygulama olduğu görülüyor. MAP uygulaması kontollü ve bilinçli bir şekilde yapıldığı takdirde tüketici ve üretici açısından büyük fayda sağlayacağı açıktır.<br />
<h3>Benzer Başlıklar </h3>
<ul class="related_post">
<li><a href="http://www.gidateknik.com/toparlanma-sinyalini-ambalaj-sektoru-verdi" title="Toparlanma sinyalini ambalaj sektörü verdi">Toparlanma sinyalini ambalaj sektörü verdi</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/emre-atalayatmosfer-kontrol-sistemi-meyveciligin-onunu-acacak" title="Emre Atalay:Atmosfer kontrol sistemi meyveciliğin önünü açacak">Emre Atalay:Atmosfer kontrol sistemi meyveciliğin önünü açacak</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/istanbul-ambalaj-fuari-2009" title="İstanbul Ambalaj Fuarı 2009">İstanbul Ambalaj Fuarı 2009</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/ambalaj-seciminin-onemi-ve-migrasyon" title="Ambalaj seçiminin önemi ve migrasyon">Ambalaj seçiminin önemi ve migrasyon</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gidateknik.com/map-modifiye-atmosfer-paketleme/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gıda Krizi ve Biyoyakıtlar</title>
		<link>http://www.gidateknik.com/gida-krizi-ve-biyoyakitlar</link>
		<comments>http://www.gidateknik.com/gida-krizi-ve-biyoyakitlar#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2009 01:46:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoyakıtlar]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda Krizi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gidateknik.com/?p=293</guid>
		<description><![CDATA[Dünya nüfusunun çok hızlı bir şekilde artmasına karşı, gıda üretiminin daha yavaş bir şekilde artması dünya genelinde bir gıda krizinin yaşanmasına neden oluyor. Aslında tabloya bakıldığında gıda üretimi konusunda yaşanan sıkıntıların bir çok nedeni olduğu görülüyor. Bunların başında yaşanan küresel ısınma, insan nüfusundaki hızlı artış ve biyoyakıtlar görülüyor.
İnsan nüfusu ile besin üretimi arasındaki ilişkiyi İngiliz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-294 alignright" title="biyoyakit" src="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/02/biyoyakit.jpg" alt="biyoyakit" width="288" height="205" />Dünya nüfusunun çok hızlı bir şekilde artmasına karşı, gıda üretiminin daha yavaş bir şekilde artması dünya genelinde bir gıda krizinin yaşanmasına neden oluyor. Aslında tabloya bakıldığında gıda üretimi konusunda yaşanan sıkıntıların bir çok nedeni olduğu görülüyor. Bunların başında yaşanan küresel ısınma, insan nüfusundaki hızlı artış ve biyoyakıtlar görülüyor.<br />
İnsan nüfusu ile besin üretimi arasındaki ilişkiyi İngiliz iktisatçı <strong>Thomas Robert Malthus</strong> &#8221; İnsanlar logaritmik olarak artarken, besin üretimi aritmetik olarak artar.&#8221; sözüyle gayet basit bir şekilde açıklamış. Yani insan nüfusu çok daha hızlı bir şekilde arttığı için bir süre besin ihtiyacının karşılanamayacağını anlamamız gerekiyor. Besin ihtiyacımız karşılanmadığı zamanda şuanda görüldüğü gibi gıda krizleri patlak vermeye başlıyor. Aslında tek sorun insan nüfusunun hızlı bir şekilde artması değil. Hızlı nüfus artışının yanında küresel ısınma ve biyoyakıt üretimleride yaşaşnan gıda krizine önemli ölçüde destek oluyor.<br />
Küresel ısınmanın gıda krizi ile bağlantısını hemen hemen herkes bilir. Burada değinmek istediğim nokta biyoyakıtların gıda krizi üzerine etkileri olacaktır.<br />
Dünya genelinde büyük bir petrol sıkıntısı yaşanmaya başladı. Petrol fiyatlarındaki artışlar da bunun en belirgin göstergesi. Petrol fiyatlarındaki bu yükselişi engellemek içinse çözüm olarak biyoyakıt görülüyor. BM özel raportörü <strong>Jean Zeigler</strong> az gelişmiş çoğu ülkede insanların açlık ile karşı karşıya kaldıkları şu günlerde, tarımsal kaynakların biyoyakıt üretimde kullanılmasın bir insanlık suçu olduğunu söylüyor.</p>
<p><strong>Peki bu biyoyakıtlar ile tarımsal kaynaklar arasındaki bağlantı tam olarak nedir ?</strong><br />
Biyoyakıtların şuanda en fazla bilinenleri biyoetanol ve biyodizel.<br />
Biyoetanoller mısır, buğday, pirinç, şeker kamışı, patates gibi nişasta veya şeker içeren bitkilerin fermantasyonu sonucu elde ediliyor. Elde edilen alkol belirli oranlarda benzin ile karıştırılarak yakıt olarak kullanılabiliyor.<br />
Biyodizeller ise hayvansal ve bitkisel yağlardan, yağ atık ve artıklarından üretiliyor. Üretilen biyodizel %5, %50, %100 gibi oranlarda motorin ile karıştırılarak yakıta dönüştürülüyor.<br />
1 ton buğday ya da mısırdan 300 kg biyoetanol üretilebiliyor. Üretilen biyoetanolün metreküp fiyat ise 600 euro civarında.<br />
Ülkelerin biyoyakıt üretim miktarlarına bakıldığında rakamların oldukça büyük olduğu görülüyor. 2007 yılında ABD&#8217;nin tahıl üretiminin %23&#8242;ü, Brezilya&#8217;daki şeker kamışı üretiminin %4&#8242;ü biyoetanol üretimi için kullanıldı. Avrupa da ise bitkisel yağ üretimin %47&#8217;sini biyodizel yakıt üretimi için harcadı. Bunun sonucunda yapılan gıdasal bitkisel yağ üretimi insanlara yeterli gelmeyince, çözümü ithalat yapmakta buldu.<img class="size-full wp-image-295 alignleft" title="bioyakit" src="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/02/bioyakit.jpg" alt="bioyakit" width="240" height="189" /></p>
<p><strong>Biyoyakıtların gıda krizi üzerine etkisi nedir ?</strong><br />
Aslında durum gayet basit. Üretilen tahılların biyoyakıt olarak kullanılması besin maddesi olarak tüketilecek tahıl miktarının azalmasına ve dolayısıylada kıtlık nedeniyle fiyatlarda büyük artışların oluşmasına neden oluyor. <strong>IFPRI</strong>&#8216;nın yapmış olduğu araştırmada tahıl fiyatlarında %30&#8242;luk bir artış yaşanmış. Yaşanan bu artışın nedenlerin başında ise bazı hükümetlerin biyoyakıt üreitimi için çiftçileri destekleyici kararlar alması geliyor.</p>
<p>Duruma geniş pencereden bakıldığında olay sadece insanların tahıl tüketiminin zorlaşması değil, aynı zamanda hayvanlarında tahıl tüketimi engelleniyor. Durum böyle oluncada hayvansal ürünlerin fiyatlarında da fark edilebilir bir artış görülüyor.<br />
Durumu aşağıdaki örnekler ile daha yi açıklanabilir:<br />
1 litre süt üretimi için 2 kg tahıl tüketilmesi gerekiyor.<br />
İneğin 1 kg canlı ağırlığı için 6 kg tahıl tüketiliyor.<br />
Tavuğun 1 kg canlı ağırlığı için yaklaşık 2 kg tahıl tüketiliyor.</p>
<p><strong>Dünya Bankası</strong>, yaşanan gıda krizinin, son 10 yıl içersinde yoksulluktan kurtulan 100 milyon kişiyi tekrar yoksulluğa iteceğini öngörüyor. Yapılan araştırmalara ve rakamlara bakıldığında durumun oldukça kötüye gittiği belirtiliyor.</p>
<h6><em><span style="color: #999999;">Kaynaklar<br />
Bilim Teknik Dergisi Kasım 2008 Sayı 492<br />
http://www.zmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=7768&amp;tipi=3⊆=0<br />
BİYOYAKITLAR VE BİYOYAKIT TEKNOLOJİLERİ SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRGESİ<br />
http://tr.wikipedia.org/wiki/Biyoyak%C4%B1t  23 Şubat 2009</span></em></h6>
<h3>Benzer Başlıklar </h3>
<ul class="related_post">
<li><a href="http://www.gidateknik.com/gida-krizi-uzak-ihtimal-degil" title="Gıda krizi uzak ihtimal değil!..">Gıda krizi uzak ihtimal değil!..</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/gida-krizi-kapinizda" title="Gıda krizi kapınızda!">Gıda krizi kapınızda!</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/pirincten-bugdaya-kayan-gida-krizi-gercegi-ve-turkiye" title="Pirinçten buğdaya kayan gıda krizi gerçeği ve Türkiye">Pirinçten buğdaya kayan gıda krizi gerçeği ve Türkiye</a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/dunya-gida-programi-tehlikede" title="Dünya gıda programı tehlikede ">Dünya gıda programı tehlikede </a></li>
<li><a href="http://www.gidateknik.com/uluslararasi-sermayenin-gozu-gida-firmalarinda" title="Uluslararası sermayenin gözü gıda firmalarında ">Uluslararası sermayenin gözü gıda firmalarında </a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gidateknik.com/gida-krizi-ve-biyoyakitlar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Starbucks&#8217;ın başarısının sırrı</title>
		<link>http://www.gidateknik.com/starbucksin-basarisinin-sirri</link>
		<comments>http://www.gidateknik.com/starbucksin-basarisinin-sirri#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 14:38:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emrah Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Starbucks Coffee]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gidateknik.com/?p=247</guid>
		<description><![CDATA[
Starbucks Coffee’nin Başarısı
Kahve, petrolden sonra dünyanın en büyük ticari alanına sahip ürün. Kahve denilince ilk akla gelen firma ise Starbucks.
Starbucks kahveleri 38 yıllık bir geçmişe sahip. 38 yıllık bir süre içersinde dünyanın her tarafına bu kadar yayılması ise gerçekten şaşırtıcı bir durum. Starbucks’ın şu anki başarısının altında kaliteli ve özverili çalışma yatıyor.
Starbucks’ın hikayesi bir yazar, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignnone size-full wp-image-255" title="starbucks2" src="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/02/starbucks2.jpg" alt="starbucks2" width="482" height="283" /></strong><br />
<strong>Starbucks Coffee’nin Başarısı</strong><br />
Kahve, petrolden sonra dünyanın en büyük ticari alanına sahip ürün. Kahve denilince ilk akla gelen firma ise Starbucks.<br />
Starbucks kahveleri 38 yıllık bir geçmişe sahip. 38 yıllık bir süre içersinde dünyanın her tarafına bu kadar yayılması ise gerçekten şaşırtıcı bir durum. Starbucks’ın şu anki başarısının altında kaliteli ve özverili çalışma yatıyor.<br />
Starbucks’ın hikayesi bir yazar, ingilizce öğretmeni ve tarih öğretmeninin kahve tutkusuyla başlıyor. Kahveden çok iyi anlayan bu üç kişinin hedefi herkesin kaliteli, güzel bir kahve içebileceği güzel bir ortam yaratmaktı. Bu hedefleri için ilk olarak Seattle’ı seçtiler ve Starbucks Coffee 1971 yılında kuruldu.<br />
Starbucks ismi etrafa hızla yayılmaya başlamıştı. Ürün satışları gayet iyi gidiyordu ve elde edilen kazançlarla yayılma politikası izlemeye karar verdiler. Şirket ABD çapında büyük bir hızla genişledi. Sınırlarını zorlayarak ABD dışındaki ilk mağazasını Japonya Tokyo’da açmaya karar verdiler.<br />
Şirket günümüzde 49 ülkede 13 bin civarında mağaza ve 130 bine yakın çalışanıyla hizmet vermeye devam ediyor.</p>
<p><strong>Peki Starbucks’ın başarısının sırrı ne ?<img class="size-full wp-image-251 alignright" title="starbucks-latte" src="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/02/starbucks-latte.bmp" alt="Starbucks Latte" width="195" height="227" /><br />
</strong>Starbucks başarısının sırrını kaliteden ödün vermemelerine ve “yapılan işe kalbini koymak” felsefesine bağlıyor. Yani yaptıkları işi severek yapmaları kaliteyi ortaya çıkarıyor diyebiliriz.<br />
Her yeni açtıkları mağazaya ilk mağazaları gibi özen göstererek çalışıyorlar.<br />
Starbucks Coffee =Kalite + İşi severek yapmak</p>
<p><strong>Starbucks’ı diğer kahvelerden ayıran özellikler ne?<br />
</strong>Hedefleri dünyada üretilen en kaliteli kahveyi alabilmek ve bunu işleyip müşterilere sunabilmek. Bu iş için kahve alıcıları yılın 4 ayı en güzel kahvelerin yetiştirildiği ülkelerde alınacak kahvelere testler yaparak geçiriyorlar. İstedikleri standartlara uyan kahveler alındıktan sonra kahve çekirdekleri özel bir teknik ile kavrulmaya başlıyor.<br />
Uyguladıkları bu özel tekniğe Starbucks Roast diyorlar. Bu teknik ile belirli süreler içersinde, belirli sıcaklıkta kahve çekirdekleri kavruluyor. Bu işlemin amacı hem istenilen rengin ve aromanın elde edilmesi için yapılıyor.</p>
<p>Her damak tadına uygun içecek bulunuyor:<br />
Starbucks’ın bu kadar çok tutulmasının başka bir nedeni ise her damak tadına uygun içeceğin bulunması. Espresso,Caffe Latte,Macchiato ,özel çaylar, espressolu buzlu içecekler, krema ve özel karışımlar gibi 30 u aşkın ürünü bulabilmeniz mümkün.Buda her kesimden insanın Starbucks’a uğraması için bir sebep oluşturuyor.<img class="size-medium wp-image-250 alignleft" title="starbucks11" src="http://www.gidateknik.com/wp-content/uploads/2009/02/starbucks11-212x300.jpg" alt="starbucks11" width="148" height="210" /></p>
<p><strong>Starbucks’ın şu anki durumu ?</strong><br />
“Yapılan işe kalbini koymak” felsefesi işe yaramış olacak ki şirket şuanda 13 bin civarında mağazası ve 130 bini aşkın çalışanıyla hizmet verebiliyor.<br />
Starbucks toplam mağazalarıyla haftada 44 milyon kişiye hizmet veriyor.</p>
<p><strong>Starbucks-Türkiye :<br />
</strong>Starbucks Türkiye’deki ilk şubesini 6 yıl önce açtı. 2003 yılından bu yana 115 mağazaya ulaşan firma, Türkiye’de 1100 kişiye iş imkanı sunuyor. Sadece iş imkanı tanımakla kalmayıp kafelerde kullanılan yiyecek ve içerceklerin birçoğunun da Türkiye’den sağlanıyor.Akdeniz bölgesinden tonlarca portakal ve kahvelerde kullanmak amacıyla alınan binlerce litre sütün de Türkiye’den kaşıladıklarını belirten firmanın Türkiye ekonomisine katkısı büyük.<br />
Ayrıca yeniliklere de sürekli açık olan firma Türk kahvesini de kahve çeşitleri arasına katmış durumda.<br />
<h3>Benzer Başlıklar </h3>
<ul class="related_post">
<li><a href="http://www.gidateknik.com/starbuckstan-otizm-ile-mucadeleye-buyuk-destek" title="Starbucks&#8217;tan otizm ile mücadeleye büyük destek">Starbucks&#8217;tan otizm ile mücadeleye büyük destek</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gidateknik.com/starbucksin-basarisinin-sirri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

